Yüreğine Sor (2010)

.

Aşk tüm insanların ortak paydası. Herkes günün birinde bir şekilde ucundan kıyısından, kenarından köşesinden geçiyor. Çölleri aştırıyor, dağları deldiriyor falan.
Genel olarak tarihe mal olan aşk öykülerine baktığımızda çok da güzel sonuçlara ulaşılmadığını görüyoruz. Onun için kendi adıma pek sağlıklı bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim.
Yüreğine Sor, Tanzimat Dönemi sonrası Osmanlı’sında yeşillerle bezeli Karadeniz’in güzel bir köyünde başlıyor. Televizyon yok, telefon yok, internet yok. İnsanların birbirlerine ayırdıkları vakitle doğru orantılı olarak sosyal ilişkileri daha iyi. Kardeş kardeş geçinip gidiyorlar. Bir de aşık çiftimiz var: Esma ile Mustafa. Çok seviyorlar birbirlerini. Vakit buldukça tenhalarda buluşup cilveleşiyorlar.

.

O günlerde Osmanlı Devleti yaptığı yasal düzenlemelerle Gayrimüslimleri Müslümanlarla eşit duruma getirecek bir kanun çıkartıyor. Buna bağlı olarak da kilise, gizli Hristiyanların kimliklerini açıklamalarını istiyor. Fakat bu durum dinini gizleyenler için o kadar da kolay bir şey değildir. Bunca yıldır kendilerini Müslüman olarak tanıttıp, Müslümanların yaptıkları her türlü aktiviteyi gerçekleştirdikten sonra çıkıp da “Biz aslında Hristiyanız!” diyemiyorlar. Çünkü dışlanmaktan korkuyorlar. Bu korkuyu yaşayanlardan birisi de Mustafa ve ailesi. Çünkü Mustafa’nın dedesi Hacı Yusuf olarak bilinen gizli bir Hristiyandır.

Esma’nın başka birisi tarafından isteneceğini öğrenen Mustafa, kaçma planları yapar. Plana göre kaçacakları gün Hacı Yusuf ölür ve onu musalla taşına yatırdıklarında bir gerçeği açıklama vakti gelmiştir.

Öteden beri anlatılageldiği üzere kavuşamayan aşıkların hikayesini seyrediyoruz Yüreğine Sor’da. Başından biliyoruz aslında sonunu. Çok da sürpriz bir şekilde bitmiyor film. Bilgisayar oyunlarındaki basit efektleri anımsatan efektlerle desteklenmiş final sahnesinden hemen önce romantik Yeşilçam filmlerinin olmazsa olmazını da uyguluyor. Bu da filme zarar veren bir şey. Tıpkı müziği orantısız kullanmaları gibi. Ses ve müzik, görüntüyü ve sahneyi destekleyen şeylerdir ama oyuncunun her türlü duygusal durumunu desteklemesi açısından arka fonda sürekli akıp giden bir müziğin olması da can sıkıcı.

.

Karadeniz’in şahane iklimi eşliğinde aşk ve ırkçılık hakkında bir film seyrediyoruz. Aynı topraklarda yaşayan Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında yaşananları ve çoğunluğun azınlığa karşı olan tutumunu demokratik açılımla veya Türkiye-Ermenistan ilişkileri paralelinde de inceleyebiliriz sanırsam. Fakat ne yalan söyleyeyim; pek kafa yormadım işin o tarafına. Çünkü bir Karadenizli olan Yusuf Kurçenli’nin filminde anlattığı kimseye zararı olmayan kendi halindeki Hristiyanlarla PKK’lıları (dikkat: Kürt değil, PKK’lı) aynı kefeye koyacağını sanmıyorum. Filmdeki Hristiyanlar sadece Hristiyan. Bizden başka bir farkları yok. Dışlanmalarına sebep olacak herhangi bir kötülükleri yok. “Bugüne kadar kavgasız gürültüsüz yaşadıkta bundan sonra mı düşman kesileceğiz birbirimize?” diyor. “Aşk”ı da insanlar arasındaki sorunları çözmek adına kullanabileceğimiz bir joker olarak gösteriyor.

Dipnot: Yusuf Kurçenli ve Tuba Büyüküstün’le aynı salonda izledik filmi. Tuba Büyüküstün’ü üç metre öteden görme fırsatım oldu. Televizyondakinden pek farkı yok. Kadın her türlü çok güzel!


Resmi Web Sitesi
IMDB Sayfası
Fragman

Akın

Wes Anderson, Gus Van Sant sevdiği yönetmenlerden birkaçı...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.