Up in the Air/Aklı Havada (2009)

.

Ryan Bingham işi gereği sürekli seyahat edip Amerika’yı bir uçtan diğer uca dolaşmaktadır. Yılın neredeyse 320 günü işi gereği uzaklardadır. Tüm bunlara bağlı olarak düzenli bir yaşam ve düzenli bir aile hayatı kuramamıştır.
Varolan ailesiyle de yıllardır doğru dürüst iletişim kurmamıştır. Kız kardeşinin yaklaşan düğünü onu pek heyecanlandırmamaktadır. Fakat o tüm bunlardan şikayetçi değildir. Yalnızlığı, uçmayı, tek gecelik ilişkileri, uçuş millerini biriktirmeyi seviyordur.
Amerika’yı karış karış gezen Ryan’ın mesleği, büyük firmaların kendileriyle ilişkilerini kestiği çalışanlarına işten atıldıklarını söylemektir.Ryan masaya oturur, işine son verilen kişi gelir, Ryan artık ona ihtiyaç duyulmadığını söyler, işine son verilen kişi ağlayıp zırlar, sonra da gider.

.

Yapılan son şirket toplantısında Ryan’a seyahat bütçelerinin küçültüldüğü ve uçuş kotasının düşürüldüğü söylenir. Sebebi de genç Natalie’nin geliştirdiği yazılım ve hazırladığı programdır. Bu programa göre ülkenin diğer ucundaki insanlara kovulduklarını söylemek için yanlarına kadar gitmeye gerek yoktur. Onun yerine gerekli yerlerle internet bağlantısı kurulup karşılıklı monitörlerden yapılacaktır bu iş. Ryan bunun gereksiz ve kişiliksiz bir yöntem olduğunu düşündüğü için patronunun önünde Natalie’yle tartışmaya başlar. Sonunda bu yöntemin pek uygun olmayacağı ve Natalie’nin buna pek de hazırlıklı olmadığına karar verirler. Yeni programın deneme süresi boyunca Ryan’ın Natalie’ye işin inceliklerini öğretmesine karar verilir ve ikilimiz birlikte uçmaya başlarlar.
Yaptıkları bu seyahatlar sonucunda Natalie inandığı ve peşinden koştuğu şeylerin, Ryan da inanmadığı ve uğraş vermediği şeylerin gereksiz olduğuna karar verip aksi yönde hareket etmeye başlayacaklardır.

.

Ryan, yaptığı seyahatler sırasında tanıştığı ve hoşça vakit geçirip seviştiği Alex’le, araya kız kardeşinin de düğünü girince, işi birkaç adım ileri götürmek istemektedir. Natalie ise uğruna yapmayacağı şey olmayan, şehir bile değiştirdiği sevgilisi tarafından terk edilmiştir. Bununla birlikte aşka ve aşkın getirdiği birçok şeye karşı olan bakış açısı değişmiştir. Yaptıkarı iş sonucunda başlarına gelen bir olay sonrasında da  şirket için hazırladığı programın pek de uygun olmadığına karar verecektir. Ryan ise Alex’le daha da yakınlaşmak adına yapacağı girişimler sonucu hoş olmayan sürprizlerle karşılaşacaktır.
İkinci uzun metraj filmi Juno’yla en iyi yönetmen dalında Oscar adayı olan Jason Reitman’ın üçüncü filmi. Başrollerde George Clooney, Anna Kendrick ve Vera Farmiga var.Üçü de birbirinden iyi.Üç filmlik kariyerine baktığımızda meslektaşı babasına oranla daha ciddi işler yaptığını görüyoruz Jason Reitman’ın.

.

Doğru kişiyi bulduk mu, bulabilecek miyiz, hadi bulduk; elimizde tutabilecek miyiz? “Doğru kişi” gibi görünen şahsın iç yüzünü öğrenmemiz ne kadar zaman alacak? Madalyonun öteki yüzünün pek de parlak olmadığını öğrenmek bizi ne kadar sarsar? Bunun gibi böyle birçok soruyu aklıma doladı film. Belli bir yaştan sonra yalnızlığın o kadar da iyi olmayabileceğini söylüyor film. Ryan’ın da dediği gibi hayatta hepimizin bir yardımcı pilota ihtiyacı var. Tüm dertlerimizi, sıkıntılarımızı, üzüntümüzü, neşemizi, kederimizi paylaşabileceğimiz birisine ihtiyacımız var. İnsanın ne istediğine dair sağlam bir fikrinin olması, kararlı yatması ve uyandığında da aynı kararlılığı istikrarlı bir biçimde devam ettirmesi gerekiyor.


Resmi Web Sitesi
IMDB Sayfası
Fragman

Akın

Wes Anderson, Gus Van Sant sevdiği yönetmenlerden birkaçı...

0 Replies to “Up in the Air/Aklı Havada (2009)

  1. – Çocuklar neden sporcuları sever?
    – Ne bileyim, mankenlere çaktıkları için mi?
    – Hayır, o bizim sevme sebebimiz.
    – Çocuklar sporcuları hayallerinin peşinden gittikleri için severler.
    – Ben smaç basamam.
    – Hayır, ama yemek pişirebilirsin.

    Harika diyaloglardan sadece birisi.George’u pek sevmem nedense genelde küstah kazanan rollerde gördüğümüz içindir belki de.Zaten küstah bir sıfatı da var ama bu filmde hoşuma gitti ama.

  2. George fena değildi harbiden. Ama filmde en çok Anna Kendrick’i sevdim ben. Altın Küre’de en iyi senaryo ödülünü almış film. Oscar’a da birkaç dalda aday olacaktır belki, ama çok şansı yok bence.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.