The Time Traveler’s Wife/Zaman Yolcusunun Karısı (2009)

.

Dünya’daki en kötü film ismi ne diye sorsalar bir an bile düşünmez bu film derim.Ancak isminin çirkinliğine inat bu film benzer konulu filmlerden farklı bakış açısı ile ayrılıyor.
Henry bir zaman yolcusudur.Ancak bu özelliğini annesinin öldüğü kazada farkeder.Daha 6 yaşında istemi dışında gelişen olaylara müdahale edemeden çıplak bir şekilde çeşitli zaman dilimlerine zıplamaktadır.Büyüdüğünde de pek birşey değişmez.Yine yolculuklar vardır,annesinin ölümüne birçok kez şahit olur ve elinden birşey gelmez.
Bir zaman yolcusuna göre oldukça sıkıcı bir hayatı vardır.Bu sırrı gizlemeyi başarmak,çıplak yolculuklarla biraz güç olmaktadır.Buna rağmen bir kütüphanede çalışarak hayatını devam ettirmek zorunda olduğunun bilincindedir.

.

Bir gün bir kız gelir.Henry’yi tanır.Gözlerinin içi o kadar gülmektedir ki ona aşık olduğu her an halinden bellidir.Çünkü Henry geçmişte Clare’in çocukluğunda onu sürekli ziyaret etmiştir.Zaman onu her oraya götürüşünde küçük Clare ile hoş sohbetlere girmişlerdir.Ancak Henry henüz bu zaman dilimini yaşamadığı için olaylara biraz şaşırır.Yine de Clare’ın bu tavırlarından etkilenir ve ona aşık olur.
Henry ile Clare evlenirler fakat herşey yeni başlar.Henry’nin apansız gidişleri Clare’in çaresiz bakışları daha düğün gününden kendini belli eder.Her ne kadar üzülse de Clare anlayışlıdır ve bu durumu bilerek evlenmiştir ancak beklenmedik bir mutluluk anında beliren silüet herkesin keyfini kaçıracaktır.

.

Zamanda yolculuk ile ilintili filmlere bakıldığında bu filmi onlarla aynı kefeye koyamıyoruz.Çünkü film seyahatin getirdiği adrenalin ve maceradan çok seyahatlerin doğurduğu sonuçlarla ilgilenmekte.O yüzden Geleceğe Dönüş gibi eğlenemiyor yada Journeyman’daki gibi macera duygunuzu tatmin edemiyorsunuz.Ama bu konuyla hiç ilgisi olmayan Benjamin Button’daki gibi hüzünleniyor ve yine oradaki gibi zavallı bir adamın aşk hikayesine takıldığınız gibi filme takılıyorsunuz.Haliyle filmde bilimkurgu alt tür olmaktan öteye geçemiyor.Zaten kurgunun baştan sona işleniş biçimi de aksi bir durumu vaat etmiyor.
Ben de genellikle bu tür filmleri seviyorum.Egzantirik sayılabilecek olayların kendi içinde rutin akışını izlemek yerine onun doğurduğu problem,çözüm yolları yada sonuçlarını izlemek benim için hep çekici olmuştur.Bu filmi Benjamin Button’a yada (şimdi aklıma geldi) K-Pax’e benzetmem bu yüzdendir.
Başrollerde Eric Bana ile Rachel McAdams var.Rachel buradaki performansıyla Oscar’a aday olmazsa akademiye sağlam küfür ederim.Bir de Ron Livingston var ki -zaten sevmem kendilerini- o kadar eğreti duruyor ki karakteri ve bir de kötü oyunculuğu ile hiç çekilmiyor.
Mutlaka bu film çok tartışılıyordur ama isminden başka olumsuz bir yanını göremiyorum ben.Hangi amaca hizmet edeceğini en baştan sona kadar ayan beyan belli eden bir film hakkında türlemesinde bilimkurgu yazıyor diye ve bilimkurgu az kullanılmış diye kötü konuşmak mantıksız geliyor.İğrenç ismine rağmen favorilerime girmeye başardı.Mutlaka izleyin.

Not:Kitaptan uyarlama bir film olduğunu belirtmeyi unuttum.Kitap Türkçe’ye de aynı isimle çevrilmiş.Merak edenler kitaptan da başlayabilir.


Resmi Web Sitesi
IMDB Sayfası
Fragman

Yusuf

SineMâbed'in kurucu editörü. Mayıs 2008'den bu yana site için ırgatlık yapmakta. Sevdiği birtakım yönetmenlerin olduğu gelen bilgiler arasında.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.