The Soloist (2009)

.

Müzik yoluna akıl sağlığını kaybedip sokaklarda yaşayan Nathaniel Ayers ve gazeteci Steve Lopez.Bir evsiz ile bir gazetecinin arkadaşlığı ne kadar inandırıcı olabilir ?

.

L.A Times’da çalışan Lopez köşe yazısı için ilginç konular araştırırken bir parkta kemanının kalan son iki teliyle müzik yapmaya çalışan Nathaniel ile karşılaşır.Başta onun sadece çenesi düşük,yetenekli ve zeki bir zenci olduğunu düşünen Lopez,Nathaniel’ı bir süre daha dinleyince akıl sağlığının yerinde olmadığını ve ülkenin en iyi müzik okullarından biri olan Julliard’ı yarım bıraktığını öğrenir.Lopez haberin ortasına düştüğünü anladığında Nathaniel ile ilgili yazılar yazmaya başlar hatta onu biraz da kullanır.Fakat onunla ve müziğiyle daha çok zaman geçirdikçe dışarıdan bakıldığında çok anlamsız,garip ve hatta yakışıksız sayılabilecek bir arkadaşlık başlayacaktır.

.

Aşk ve Gurur,Kefaret’ten sonra üçüncü filmini yapan Joe Wright bu sefer tercihini Hollywood’dan yana kullansa da Hollywood işi bir konuda kendi farkını gerçekten ortaya çok net koymuş.Film sadece Nathaniel’ın yeteneği üzerine kurulmamasıyla August Rush tarzı bir film olmaktan kendini kurtarabilmiş.Lopez’in sığınma evindeki neneyle yaptığı konuşmalar,Nathaniel’ın çocukluğunun geçtiği ortam ve özellikle yaşadığı evin karşısındaki caddeden yanarak geçen eski bir model araba,Lopez’in gündelik hayatıyla ilgili sorunlardan kaçtığı yerin Nathaniel’in yanı olması,Nathaniel’ın şizofreniye yakalanmasının ilk zamanları yada L.A gibi bir kentin aslında aynı İstanbul gibi parıltılı taraflarının dışında kalan kısmının acımasızlığı aslında filmin sadece basit yetenekli bir adamın çellodaki kabiliyetinden ibaret olmadığını gösteriyor.
Sadece Nathaniel da değil her karakterde filmin dramatikliği yaşatılmış.Görsellik konusunda yönetmen kabiliyetleri konusunda Joe Wright’ı yaptıkları işlere bakarsak pek anlatmaya gerek yok sanırım.
Film hakkında benim tek olumsuz düşündüğüm taraf müzikal sahnelerin biraz sıkacağı yönünde.Senaryonun temelinde Nathaniel’in hayatı olduğu için kısa tutulması belki bir öneri olabilir ancak o zaman da Nathaniel’in bu aletleri kullanmadaki becerilerini tam olarak göremeyeceğimizden dolayı film etkisini yitirebilir,Nathaniel karakteri de fazlasıyla sıradanlaşabilirdi.Kefaret’i sevemesem de Soloist’ten sebep bir dahaki çalışmanı merakla bekliyorum Joe Wright.


Resmi Web Sitesi
IMDB Sayfası
Fragman

Yusuf

SineMâbed'in kurucu editörü. Mayıs 2008'den bu yana site için ırgatlık yapmakta. Sevdiği birtakım yönetmenlerin olduğu gelen bilgiler arasında.

0 Yorum “The Soloist (2009)

  1. Aşk ve Gurur sevmiştim. Kefaret’e bayılmıştım. Hatta çok önemli bir filmdir benim için Kefaret. Haliyle Joe Wrigth da baş tacı gibi bir şeydir gözümde. Bu filmi de beğeneceğime eminim. Ayrıca Joe Wright’ın sıradaki filmi yine bir roman uyarlaması. Ondan sonraki filmiyse maalesef bir gerilim olacakmış. Sinir bozucu, evet.

  2. Ben de Kefaret’e bayılırım:) Sadece birkaç sahne bile o filmi unutulmaz kılmaya yeter gözümde.Örneğin savaş sırasında,sahilde geçen,tek planda çekilen sahne..
    Joe Wright’ın da son yılların en yetenekli genç yönetmenlerinden biri olduğunu düşünüyorum.Bunu da sevdim.Joe Wright, yine öyküye kendi ruhunu katmayı başarmış.Tabi diğer 2 filmine oranla vasat olduğunu belirtmek gerekir…

  3. Dunkirk Sahili’nde geçen plansekans dört dakika, elli saniye falan sürüyor. Şahane bir sahne o. Sahne biterken kamera sola dönüp sağa doğru kayıyor ve biz geldikleri yolu baştan sona kadar görüyoruz… Şahane işte abi, daha ne denir? 🙂
    Bir de şöyle bir şey var;

  4. Lezzetli bişeye benziyo. Özellikle Agust Rush’ı anımsatması da önemli.. Bi akşam oturup yemeli. Çatal bıçak kullanmadan..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir