The Great Gatsby/Muhteşem Gatsby (2013)

.

Hayatı uçlarda yaşayan ve yaşatan birey geçmişiyle yüzleşmemiş veya yüzleşememiş bireydir. Acı olan gerçekle yüzleşmek için doğru zaman diye birşeyin olmamasını farkedememesidir.
Jay Gatsby 20’li yıllarda New York şehrinin köklü değişimlere sahne olduğu bir zamanda gizemli bir şekilde ortaya çıkan, şaşaalı partiler veren ve toplumun her tabakasından insana evinin kapılarını açan gizemli bir adamdır. Geçmişi, mal varlığı, yaptığı iş… Hepsi söylentilerden ibarettir. Onunla ilgili bilinen tek birşey cömert misafirperverliğinin arkasında acı dolu bir geçmişin bulunduğudur.

Ünlü Amerikalı yazar F. Scott Fitzgerald’ın romanından uyarlanan filmin daha önce Robert Redford ve Mia Forrow’un oynadığı bir versiyonu daha mevcut. Önceki versiyonunu izlemediğim için herhangi bir kıyasta bulunamayacağım fakat yönetmen Baz Luhrmann’ın çok iyi bir iş çıkardığı kesin. Kostümlerden dekorlara tüm detaylarla dönemin havasını film boyunca solumak mümkün. Bu konuda falso olmaması çok önemli çünkü dönem filmi izlerken insanın kendisini hikayeye kaptırabilmesi ve oradaymış gibi hissetmesi gerekiyor. Bu anlamda çekimlere ve kamera arkası hazırlıklarına sonsuz saygım var ancak filmdeki müzikler için aynı şeyi söyleyemiyoruz. 20’li yılları anlatan bir filme elektronik altyapılı müzikler hazırlama fikri sanırım fazla yenilikçi olmuş. Bu teknovari hareketi es geçtiğimizde ise karşımıza Jay-Z gerçeği çıkıyor. Jazz müziğin bile yeni yeni kendini bulduğu döneme hip – hop serpiştirmek oldukça yüksekten uçmakla eş değer. Allah’tan Lana Del Rey sıklıkla sazı eline alıyor ve buğulu sesiyle durumu toparlıyor.

.

Oyunculuklara geldiğimizde Leonardo DiCaprio, Carey Mulligan, Joel Edgerton gibi isimlerin şöhretlerini sonuna kadar hak ettiklerine tanıklık ediyoruz. Bir yandan da Tobey Maguire’in karakterinin hakkını veremediğini, rolünün inişlerini ve çıkışlarını tam olarak yansıtamadığı gerçeğini görmezden gelemiyoruz. Kendisini bugünkü konumuna getiren Spider Man serisinden sonra kariyer grafiği hızla aşağı iniyor.

Filmin kurgusuna geldiğimizde başlardaki yüksek tempo ve canlılık sonlara doğru mütemadiyen azalıyor. Bu filmin çözüm noktasında doğal bir süreç gibi gözükse de aslında filmin yavanlığından kurtulabilmek adına gizem unsuru artırılabilirdi. Kitaba mı fazla bağımlı kalındı bilinmez ancak bu tür filmlerde “beklenen son sendromunun” yaşanmaması gerektiğine inanıyorum.

Son olarak da filmin 3D durumundan bahsedelim. Son dönemlerde gişe hasılatını yukarıya çekme adına yapılan planlı – programlı tezgaha maalesef bu film de alet olmuş. Filmin üç boyutlu olmasının görselliğe en ufak bir katkısı bulunmuyor. Açıkçası ben görsel efekt unsurunun çok düşük seviyelerde olduğu bir filmi 3 boyutlu yapmanın seyirciyi bilerek ve isteyerek kandırmak olarak görüyorum. Filmin başındaki birkaç sahne, yazılan yazılar ve okunan mektuplardaki illüzyon dışında film tamamıyla iki boyutlu. Yine de gözlüğünüzü çıkartamıyorsunuz tabii ki.

Şöyle geriye çekilip büyük resme baktığımızda filmin artı yönlerinin ağır bastığını ancak eksi yönlerinin de filmi olması gerektiği noktadan çok aşağılara çektiğini görüyoruz. Böylesine değerli bir metnin daha göz alıcı olmasını beklerdik ama belki ileride üçüncü bir filmle arzular şelale olur. Kim bilir ?

IMDB Sayfası

Yusuf

SineMâbed'in kurucu editörü. Mayıs 2008'den bu yana site için ırgatlık yapmakta. Sevdiği birtakım yönetmenlerin olduğu gelen bilgiler arasında.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.