Snowpiercer (2013)

snowpiercer filmi

Toplumların ömrünü belirleyen şey ekonomik güçlerinden çok ne derece kategorize edilebildikleridir.

Varlık içinde olsanız da yokluk içinde olsanız da toplumun kendince oluşturduğu bir kast sistemi vardır. Bu kast sistemi, sosyalist bakış açısına göre üst sınıfın yaptıklarını legal bir tabana oturtma çabasından ibaret olsa da kapitalist bakış açısına göre toplumun toplum yapan en önemli unsurdur. Taban tabana zıt bu düşünce tarzlarının kesiştiği nokta ise her halükarda tanınması gereken bir otoriter gücün varlığıdır. Bu film bu bakış açısının önemli bir tezahürü niteliğindedir.

Yıl 2030… Bilim adamlarının küresel ısınmayı engelle girişimleri sonuçsuz kalmıştır ve hatta en son girişim tüm dünyanın buzul çağına girme sürecinin daha da hızlandırmıştır. Yaşayan tek insan topluluğu bu dayanılmaz soğuğa karşı koymak için bir trende durmaksızın seyahat etmektedir. Trenin makinisti – fikir babası Wilford ve ahalisi trenin ön safında gerçek dünya standartlarında bir hayat sürerken trenin arka safın sefalet ve yoklukla mücadele etmektedir. Arka tarafın fikir önderi Gilliam kendi tebaasını ön tarafa gitme konusunda örgütlemektedir ve Curtis adındaki genç bir adam da bu fikrin baş savunucularından biridir. Curtis sürekli trendeki korumaları ve rutinlerini, geçiş kapılarının sürelerini sayar – kontrol eder. Liderlik özelliği olan Curtis’in peşine düşen arka taraf ahalisi yaşayan son insanlar olarak daha iyi hayat şartları için ölümü göze alacaklardır.

snowpiercer filmi

Yaratık ve Anne gibi filmleriyle adını dünyaya duyuran Güney Koreli yönetmen Bong Ho Joon dünya çapında ilk filmine göre çok çok iyi bir iş çıkarmış diyebiliriz. Dünyanın sonu temalı filmler son yılların en temel yapımlarında olmuştu ki oldukça geniş bir yaratıcılığa imkan tanıyan bir yanı olduğu muhakkak. Bu anlamda film kürese ısınmadan mütevellit oluşmuş bir zaruriyetten besleniyor ve bunu yaparken insanların varoluşlarından bu yana kendi kendi geliştirdiği davranışları da filme entegre ediyor.

Kabul edelim ki hayat bizim için ne kadar zor olursa olsun kimse herkesle eşit şartlarda yaşamaya yanaşmıyor. İnsan benliğinde sürekli kendini diğerlerinden daha iyi bir konumda görüyor ve daha garibi bunu doğal hakkı olduğuna kendini inandırıyor. İnsanın bu egosal sorunundan oldukça verimli bir şekilde beslenen film kendi kendine bir alt sınıf oluşturmuş medeni kompartımanla, trende geçen süre içerisinde amiyane tabirle yabanileşmiş ancak adilliğini kaybetmemiş ilkel kompartımanın mücadelesine sahne oluyor.

Filmin çıkış noktası ve eylemsel tepkileri filmi her açıdan gerçekçi kılıyor. Karakterlerle kendimizi kısa sürede özdeşleştiriyoruz. Hatta film bitince kimimiz arka taraf insanlarını, kimimiz ön taraf insanlarını haklı bulabiliyor. Bu da filmin anlatım dilinin insanların heterojen yapısının gözetilerek hazırlandığının da göstergesi…

Filmin başrollerinde Chris Evans, John Hurt, Tilda Swinton, Jamie Bell, Ed Harris, Song Ho Kang gibi kaliteli isimler var. Kore filmleri izleyicileri Song Ho Kang’ı birçok muzip rolde görmüşlerdir. Burada biraz daha karanlık bir karakteri canlandırıyor. Tüm oyuncuların olağanüstü performansları söz konusu ancak Tilda Swinton’un her canlandırdığı karakteri müthiş bir şekilde yansıttığını özellikle belirtmek gerekiyor.

Toparlayacak olursak film için birçok alt türü başarıyla iç içe geçirmiş bir gerilim filmi diyebiliriz. Heyecanın ve gizemin hiç azalmadığı, sürprizlerin hiç bitmediği bu film muhtemelen 2014 yılının en iyi filmleri arasında gösterilecektir.

IMDB Sayfası

Yusuf

SineMâbed'in kurucu editörü. Mayıs 2008'den bu yana site için ırgatlık yapmakta. Sevdiği birtakım yönetmenlerin olduğu gelen bilgiler arasında.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.