Michael Haneke Sinemasında Yabancılaşma ve Gerçeklik

.

Sinemada yabancılaşma incelenilirken modern (!) insanın yalnızlığı, iletişimsizliği, değerlerinin yok olması, doğayla arasındaki mesafe, amaçsızlık, tatminsizlik ve bütün bunların yanında sımsıkı örülmüş bir kanıksama halini gözlemlemek mümkün.Eğer sinemayı tüm diğer sanatlardan (özellikle de edebiyattan) ayıracak isek bu kavramları kendine malzeme seçmiş bir filmin dilinin de ne şekilde oluşturulacağını tartışmak gerekir. Bu noktada fotoğraf temelli bir gerçekçi sinema anlayışından, yoğun bir montaj kullanımı içeren kurgu sinemasına kadar her yolla ifade şansı vardır ancak sinemanın kendisini de bu kavramların bir parçası haline getirerek sunmak (ve bunu yaparken de bu kavramları ve teknikleri kullanmak, deforme etmek ve yeniden üretmek) ayrı bir duruş olarak yorumlanmalıdır.

Haneke sineması, dil olarak oldukça radikal bir yerde duruyor. Neredeyse tüm filmlerinde filmin ana unsuru iletişimsizlik ve yabancılaşma iken seçtiği öykü veya atmosfere gore filmdeki karakterler filmi geri sarabiliyor, geçişler diyalogların ortasında yapılabiliyor, ışık hiç alışık olunmayan şekillerde kullanılabiliyor. Tüm bunların kesiştiği temel nokta ise Haneke sinemasını asıl tanımlayan “rahatsız etme” arzusu. Seyirci filmin içinde olan rahatsız edici unsurların (genellikle şiddet) yanı sıra filmin dili ile de rahatsız ediliyor. Oldukça basit görünen bu durum özünde bir tezatlıkla beraber net bir amaç barındırıyor.

Ana akım sinemanın temel unsurlarından biri olarak izleyicinin filmin içine girmesi,bir karakterle kendini özdeşleştirebilmesi ve bir film izlediğinin farkında olmaması durumunu sayarsak, Haneke sineması bu ezberi tamamiyle bozuyor. İzleyicinin buna karşı gösterdiği reaksiyon ise bilinçsiz bir “rahatsız olma” hali olarak tezahür ediyor. Sahnede yarı gösterilmiş bir şiddet varken film size onun gerçek olmadığını belirtiyor. Bunun bir rahatlama sağladığı aşikar ancak daha önce izlediklerimizinde birer film olduğu hatırlatmasını da beraberinde getiriyor. İzleyici hem atmosfer hem de teknik olarak rahatsız edildikten sonra kanıksadığı şiddeti düşünmeye sevk ediliyor. Gerçek hayatta da var olan şiddet aynı şekilde sinemada da var olduğunda ikisine de verilen reaksiyon aynı oluyor. Bu kanıksamış olma hali bireylerin topluma karşı ne kadar yabancılaştığının bir ispatı olarak suratımıza çarptırılıyor.Sinemada sunulan vahşet yine aynı araçlarla sanallığı ispat edildiğinde rahatsız olan birey, gerçekliği ispat edilen vahşet karşısında ise bu denli bir rahatsızlık duymuyor.

.

“Rahatsız seyirler dilerim…”

Sinema dilinin bu ölçüde deforme edilmesini, bu kanıksama halinin ve genel olarak yabancılaşmanın bir eleştirisi olarak görebiliriz. Bunun en net örneği “Funny Games” isimli filminin karakterlerinden birinin ölmesi üzerine filmi geri sarması ve böylece onu diriltmesi veya seyirciye dönerek konuşmasıdır. Bu iki sahne başka bir düzeyde ele alındığında ise küçük burjuvanın tepkisizliği ve hayata karşı olan boşluğu şeklinde de okunabilir. Haneke hem şiddete maruz kalan karakterleri hem de biz izleyicileri küçük burjuva olarak konumlandırıyor. Karakter bize kurbanlarını kaçta öldüreceğini sorduğunda biz var olan duruma kayıtsız bir şekilde onları izliyoruz. Hem filme dahil olmuş hem de sadece izleyen konumunda kalıyoruz.Kurbanlar ise adeta yaşananların geçmesini bekler nitelikte ve sadece nedenini sorguluyorlar.

İzleyen olarak bulunduğumuz nokta sadece gördüğümüz karşısında rahatsız olma hali iken bir anda gördüğümüz şeyin gerçek olmadığının ispatı ile başka türlü bir rahatsızlık hissediyoruz. Sinema dilinin deforme edilmesiyle oluşturulan rahatsızlık hissi bir anda şiddet karşısındaki rahatsızlığımızın önüne geçiyor ve filmle aramızdaki ilişki boyut değiştiriyor.

Özellikle “Funny Games” üzerinde durursak filmin başlangıcında araba ile yolculuk ederken klasik müzik dinleyen ve birbirleriyle müzisyenin ismini bilmek üstüne kurulu bir oyun oynayan mutlu bir aile gösteriliyor. Bunun hemen üstüne ise arabaya dışarıdan baktığımız bir çekimde çok sert ve böğürtülü (grindcore) bir müzik ile birlikte “Funny Games” yazısını görüyoruz. Bu tezatlık çok klişe bir ezber bozma metodu olarak yorumlanabilir ama entellektüelliğin tekellerinde olduğunu düşünen burjuva bir ailenin görüntüsü üzerine buram buram isyan ve şiddet duyguları uyandıran bir müzikle aynı aileye bu sefer uzaktan ve arabanın dışından bakılması,filmin daha başlangıcında eleştiri oklarını nereye ve ne şekilde yönelteceğini bize anlatıyor. Aynı eleştiri mantığını “Neden?” sorusu üzerine üçüncü sayfa gazete haberlerindeki gibi yalan cevaplar verilmesinde de görebiliriz. Şiddetin gerekçeleri arasında hep benzer temelli sebepler olması gerektiğini düşünen aile, nedensiz bir şiddete maruz kaldığında bunu yine aynı sebeplere bağlama eğilimindedir. Ana karakterler ise şiddetin nedenini açıklamadıkları gibi büründükleri kılık ve tavırlarıyla karşısındakilerin sınıfından biri gibi görünmektedirler. Yine şiddetin toplumun alt-seviye kültüründen doğması gerektiği fikrine karşı bir cevap niteliğinde okunabilir. Bu iki karakteri yaratan da aslında rahat koltuklarımızda oturan bizler ve rahat evlerinde tüm dünyaya karşı tepkisizce yaşayan filmdeki aile olarak karşımıza çıkıyor.

.

Filmin eleştirel tabanının yanı sıra dili hakkında da konuşmak gerekirse daha önce de bahsettiğim gibi genel geçer kuralları deforme etmek üzerine kurulu bir yapıdan bahsedebiliriz. En belirgin olarak filmin geri sarılması ve oyuncunun izleyici ile konuşması göze çarpıyor. Filmin film olduğunu hatırlatılmasının rahatsız edici etkilerinden bahsettim ancak bunun yanında bu radikal sahneler filmin bütünlüğünde de ayrı anlamlara sahipler. Kumanda ile filmin geri sarıldığı sahnede arkadaşının ölmesi üzerine izleyicideki boşalma durumu elinden alınıyor ancak bu sefer de ölümün değeri ortadan kalkmış oluyor. Daha da açmak gerekirse biraz once ölmüş olan kişi izleyici için bir anlam ifade ederken filmin geri sarılmasıyla beraber dirilmesi (!) filmin gerçeklik düzeyini alt üst ettiği için anlamını yitiriyor. Bu durum ölüme karşı olan kayıtsızlığı beraberinde getiriyor ve reel eleştirisini o anda salonda değil, film izlendikten sonra üzerinde düşünüldüğünde ortaya koyuyor.

Karakterleri birer nihilist olarak yorumlamak mümkün. Bu durumda sebepsiz bir şekilde cinayet işlemelerini anlamlı hale getirebiliriz ancak yaptığımız şey yine nedensiz şiddet için bir sebep oluşturmak olur. Yalnızca sebebi karakterlerin nihilizmi olarak tanımlayıp, sorunun asıl önermesini bir nevi göz ardı etmiş oluruz.Haneke, şiddeti özellikle nedensiz bir biçimde sunduğunu söylüyor. Karakterler tamamen hayal ürünü ve hayal ürünü olduklarını da bize filmin içinde filmin araçları ile söylüyorlar dolayısıyla bu onları bir yansıma ya da bir araç konumuna getiriyor.Hikayenin akışını sağlayan somut nesneler olmaktan çok kavramları bize ifade etmek için kullanılan nesneler haline geliyorlar. Haneke,yabncılaşma olgusunu bu iki hayali karakterin nedensiz şiddeti aracılığıyla bir kapitalizm eleştirisi haline getiriyor.

Şiddetin nedenleri üzerine kafa yormaktan öte saf şiddete odaklanmamız isteniyor. Bu durumda modenite sonrası toplumun net olarak tanımlanamayan hastalığının vardığı boyut görsel kodlarla anlam kazanıyor.

Mesele, neyi gösterebileceğimde değil. Daha çok, seyirciye var olanın yerine neler gösterildiğini fark etme fırsatı verip vermemekte. Özellikle şiddet konusunda mesele, şiddeti nasıl gösterdiğimde değil. Mesele, seyirciye şiddet ve şiddetin anlatılması konusunda kendi konumunu nasıl gösterdiğim…

.

“Gerçeklik duygusunu kaybetmiş gerçeklik.”

Her fotoğraf veya her görüntü bize gerçekliği nesnel biçimde gösterir. Bu gerçeklik algısı onların büyüsünün temelidir. Zamanla bu algı biçimi insanın kendi gözüyle gördüklerini reddetmesi ve asıl gerçekliğin kamera ile sağlananla yer değiştirmesi haline gelebilir. Kameranın bize sunduğu nesnel gerçeklik bizim algıladığımız gerçeklik ile yer değiştirdiği ölçüde, taşıdığı nesnellik bizim hayatı anlama ve yorumlama biçimimizi de değiştirecektir.Güvenlik kameraları, televizyon haberleri,sinema salonları bu gerçekliğin bizi sarmasını sağlarken insan kendi gözü ile göremez hale gelir.

Haneke, izlenenin gerçek olmadığını bize tekrar tekrar hatırlatarak bu döngüyü kırmayı hedefliyor. İddialı bir önerme olarak; izleyen değil gören olmamızı istiyor.Bu noktada gerçekliğin tanımı ne kadar bulanıklaşsa da sanal olanla arasındaki sınırın kaybolması modern hayatın doğurduğu iletişimsizlik, monotonluk, yabancılaşma olgularının gelişmesine yardımcı oluyor.

Haneke’nin bu tavrı sinemanın kendi hammaddesi olanı taklit etmek değil yeniden yaratmak geleneğine aykırı bir konumda. Gerçekliği yeniden yaratırken onu kendi gerçeklik düzleminden koparıp sanallık sınırlarında hapsetmeye çalışmak. Bu algılarımızı gözümüzle gördüğümüze yöneltmek ve göstermenin büyüsünü, sorumluluk ile birleştirerek hayatımızı kendi gördüğümüz gerçeklik ile olulşturmamıza yardımcı olmak.

Görüntü çevremizi bu denli sardığında kendi yarattığı gerçeklik asıl gerçekliğini yitirmiş ve bizim ona karşı duyarsız olmamızı sağlamıştır. Görüntünün gerçekliği hayatın temel gerçekliği ile iç içe geçmeye başladığında ise bu duyaarsızlığın boyutu vahim bir hal almaya başlar.

.

“Baba ben birini öldürdüm!”

Öznel gerçekliğin kaybolup yerini nesnel görüntü gerçekliğine bırakması durumu Haneke’nin“Benny’s video” isimli filminde oldukça net bir şekilde gözler önüne serilir. Film bir domuzun öldürülüşünün video kaydı ile başlar, geri sarılır ve yavaşlatılarak tekrar gösterilir. Daha sonra bu kayıt Benny’nin evinde televizyonda gözükür ve en sonunda Benny genç bir kızı domuzun öldürüldüğü silah ile öldürürken bunu da televizyondan görürüz. Odasının manzarasını bile televizyondan izleyen Benny için gerçeklik yerini kameranın gerçekliğine bırakmış, hayatla olan bağı kopmuş,iletişimsizlik ve boşluk içindedir. Filmde gördüğümüz neredeyse tüm sahneler kamera görüntüsü olarak da bize izletilir. Bu döngü gerçekliğin sınırlarının ortadan kalktığının bir ispatı olarak izleyiciye dayatılır.

Benny’nin genç kızı öldürdüğü görüntüyü izleyen ailesi sıradan bir kabahat işlemiş gibi onunla konuşur ve cesedi parçalara bölüp tuvalete atıp üzerine sifonu çekmeye karar verir. Filmin başından beri bize gösterilen bu zengin Avrupa ailesinin kayıtsızlığıdır. Haberlerde savaş, göçmenlerin saldırıya uğraması, rafineri yangını varken, haberlerde ne olduğu sorusunun cevabı “hiç”tir. Daha önce bahsettiğim bu kanıksama hali yabancılaşmanın anlatımıdır.

Aynı Funny Games’te olduğu gibi bir nedensiz şiddet hakim olsa da filmde gerçeklik algısının bulanıklaşması ve yabancılaşma sadece biz izleyiciler üzerinden değil bu sefer genç bir karakter üzerinden anlatılmıştır. Sadece merak için birini öldürebilecek ve soğukkanlılıkla bunun üstesinden gelebilecek hale gelmiş bir zengin ailenin çocuğu.

Evdeki steril atmosfer, kamera fetişi ve aile içi iletişimsizlik Haneke’nin bu sefer işaret ettiği nedensiz şiddetin aslında ne denli köklü bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor. Benny yaşadığı tüm sanallığı artık gerçeğe dönüştürme arzusu ile şiddeti meşrulaştırıyor ve bulanıklaşmış gerçeklik içinde ölümü hissetmek isterken tam aksine hissizlik ile karşı karşıya kalıyor.

İzlemek üzerine…

Haneke tüm filmlerinde kent insanının gerçeklik konusundaki algısının bozulması ve yabancılaşmayı konu alırken, görüntünün izlenmesi üzerinden hareketle bize derdini anlatıyor. Buradaki izlenme durumu gerçekliğin sınırlarını ortadan kaldırmasının yanı sıra kendi içinde bir dikizleme durumunu da beraberinde getiriyor. Izlediğimiz görüntü her ne olursa olsun konum olarak izleyen biz zamanla o geröekliğin içine çekildikçe izlediğimiz şeyi dikizliyor hale geliyoruz. Benny’s Video filminde kendini izleyen gencin aslında yaptığı şey budur. Kendini gizlice gözetliyor ve gerçekliği bu dışarıdan gözlemleme hali ile oluşturuyor.

.

Bu kavramın en net ifadesi ise Piyanist filminde ortaya çıkıyor. Diğer filmlerine gore daha tutarlı bir anlatıma sahip olsa da özünde aynı şeyleri farklı bir yolla anlatıyor. Başarılı bir piyano öğretmeninin sorunlu cinsel hayatı, sapkın bir röntgencilik üzerinden anlatılıyor. Porno dükkanlarında spermli peçeteleri koklayan,açık hava sinemasında arabada sevişen bir çifti gizlice izlerken yere işeyen, kendi vücudunu kesen mazoşist bir modern avrupa kadını. Tüm bu sapınlıklar aslında bireyin yaşadığı iletişimsizlik ve monotonluğun dışa değil içe dönük bir patlama oluşturduğunun göstergesi.

Oldukça yakışıklı genç bir öğrencisi ile bir ilişki içine giren kadın ondan mazoşist arzularını tatmin etmesini istiyor. Bunun üzerine kadının dövüldüğünü görsek de gencin ona olan kızgınlığı sonucunda oluştuğu için tam olarak arzu ettiğini elde edemiyor. Zaten film boyunca hayatın neresinde durduğunu çözememiş, modern Avrupalı maskesinin altında sapkınlıklarını gizleyen, annesi ile öpüşmek isteyecek kadar ileri giden bir bireyden bahsediyoruz.

Filmin Haneke’nin diğer filmlerinden ayrıldığı en temel özellik, şiddetin fiziksel olmasının yanında asıl duygusal olarak oluşması. Kendi kendine ve onun bu hale gelmesinde bir etken olan annesi ile arasında ciddi bir manevi şiddet söz konusu.

Modern hayatın beraberinde getirdiği iletişimsizlik, monotonluk, kayıtsızlık,yabancılaşma ve bireyin içe dönük yaşadığı patlamalar.Post-modernizmin söyleminde bulunan “toplum”un ortadan kalkması, herkesin kendi başına kalması. Tüketim çılgınlığının adı konulmamış şizofreniye yakın hastalıkları insanlığa armağan etmesi. Gerçekliğin giderek gerçek olmayan ile birbirine girmesi. Tüm bunlar Haneke sinemasının özünde izleyiciye anlatmak istedikleri. Manzara ne kadar karamsar gözükürse gözüksün Haneke aslında iyimser olanın kendisi olduğunu söylüyor.”Kötümser olanlar, eğlencelik filmleri yapanlar” diyor. “İyimser kişi, insanları sarsıp kayıtsızlıktan kurtarmaya çalışır.”
Son olarak Haneke çağdaşlarının aksine sinema dilini yeniden yaratıyor ve kendi sinemasını birçok kalıbın içinden çekerek bizleri rahatsız edecek ve bu yolla uyaracak yeni bir sinema yaratıyor. Avrupa sinemasında yabancılaşmayı en sert ve en radikal biçimde bize sunuyor.

Edi

Sizlerden gelen isimsiz içeriklerin paylaşıldığı editör hesabıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.