Kategoriler
Röportaj

Helena Bonham Carter Kırmızı Kraliçeyi Anlatıyor

.

Tim Burton’ın yaptığı ‘Büyük Balık’, ‘Maymunlar Gezegeni’, ‘Charlie’nin Çikolata Fabrikası’ ve ‘Ölü Gelin’ filmlerinde rol alan Bonham Carter,yine Burton’ın yaptığı ‘Alis Harikalar Diyarında’ adlı üç boyutlu fantastik macera filminde Kırmızı Kraliçe’yi canlandırıyor.
S: ‘Alis Harikalar Diyarında’, Lewis Carroll kitaplarının bir uyarlaması mı?
C: Bunun orijinal bir hikâye olduğunu söyleyebilirim. Bu, Tim’in ortaya çıkardığı bir şey. Asıl hikâyedeki karakterlerin hepsi var ama aslında bir öyküsü veya konusu yok. Alis maceradan maceraya geçiyor ve her seferinde daha çılgın insanlarla karşılaşıyor. Linda Woolverton da filmin olaylarının gerçekleşmesi için bir hikâyeye duygusal bağlam katıyor. Burada, tüm hikâye ve Alis’in bir yolculuğuyla ilgili bir nokta var. Oldukça farklı diğer bir şey de, Alis’in 19 yaşında ve kim olduğunu çözmeye çalışan biri olması. Dolayısıyla, ‘Alis Harikalar Diyarında’ yaşanan bu karışıklık, anlamlı oluyor. Ana mesajı seviyorum Bu mesaj da “çılgın olmak kötü değildir, bazı çılgınlar en iyi insanlardır.” Ayrıca, bu hikâye genç bir çocuğa her şeyin karmaşık olduğu şeklinde yansıyor. Bunu oğlum Billy’de de görebiliyorum. Bir anne olarak, sürekli bir şeylerin anlamını açıklıyorum. O ve şimdi bir yaşında olan Nell merak hâlinde. Kocamın iki yılını uğraşacağı senaryoyu okuduğumda bana çok mantıklı geldi. Heyecanlıydı ve harika bir yüreği vardı. Ve bir hikâyesi var. Gerçekten şimdi ne olacak diye merak ediyorsunuz.

S: Carroll’ın karakterleri neden Tim için harika konular oluşturuyor?
C: Pek çok farklı karakter olduğundan Tim’in işi zor çünkü karakterlerinin hepsinin çılgın olduğunu söyledi. Dolayısıyla her birini farklı bir şekilde çılgın göstermeliyiz. Şapkacı, Kırmızı Kraliçe, Mart Tavşanı ve hatta Tavşan’ın derin, endişe sorunları var. Alis dışında herkes derin bir dengesizlik hâlinde. Tek normal olan Alis. Şahsen ben, çılgınlığı ya da herhangi bir duygusal dengesizliği etkileyici buluyorum. Fakat Tim, her zaman dışlananlara karşı bir şefkat gösteriyor ve onlardan etkileniyor. Bu film, dışlananların bir araya geldiği bir film. Özellikle de Alis’in kendisi. Başta, kendini hep tuhaf hisseden biri olarak yansıtılıyor. Hayata karşı farklı bir bakış açısı var fakat daha sonra, bunun utanılacak değil övülecek bir şey olduğunu anlıyor.

.

S: Karakterinizi anlatır mısınız?
C: Tim şöyle demişti: “Elbette sen Kraliçe’yi canlandıracaksın. Bak, bu yaptığım ilk çizim.” Elinde gerçekten öfkeli birinin resmi vardı. Ben de “Öyle mi, sahiden mi?” demiştim. “Tüm sanatçılar seni çizdi” dedi. Kocaman kafalı, homurdanan çirkin yaşlı bir kadının resmi vardı. Ben koca kafalı bir kraliçe olan Kırmızı Kraliçe’yi canlandırıyorum. Kendisinin duygusal sorunları var. En ufacık şeyden sinirlenen biri. Ülkesini adaletle değil korkuyla yönetiyor. İnsanların kafasını uçuruyorum. Her şey için çözümüm bu oluyor. Çok büyük bir kafası olduğu ve herkesin normal bir kafası olduğu için, içten içe güvensizlik hissi yaşıyor. Kraliçe rolü çok eğlenceliydi. Her şey ona amade. Kimseye merhamet etmiyor kendi dışında kimsenin duygularına önem vermiyor. Esasen, Kalplerin Kraliçesi olmasına karşın kalpsizin teki. Gerçekten çok eğlenceliydi.
S: Bu rolü canlandırırken nelerden yararlandınız? Tim’in katkısı ne oldu?
C: Kitaba tekrar baktım. Lewis Carroll’ın çok faydalı bir sözü vardı. Alis’i idare edilemez derecede tutkulu, hiddet ve öfke dolu biri olarak görüyordu. Suç küçük ya da büyük hiç fark etmeksizin, her şeyi çözümü kelle uçurmak oluyordu. Tim en sevdiği filmlerden biri olan ‘Mommy Dearest’ı izlememi söyledi. Aynı ‘Sweeney Todd’da Bayan Lovett için Baby Jane Hudson rolünün ilham kaynağı olduğu gibi, Bette David yine ilham kaynağı oldu. Elizabeth’i tasviri, Kırmızı Kraliçe için tuhaf, karikatürümsü bir referans oldu.

.

S: Yer altı Diyarı’nda ne oluyor?
C: Alis’in çocukken ziyaret ettiği Harikalar Diyarı ile karıştırdığı Yer altı Diyarı, Kırmızı Kraliçe’nin yönettiği bir ülke ama aslında ülkeyi Beyaz Kraliçe’nin yönetmesi gerekiyor. Ben en büyük çocuk olmama karşın, anne ve babam tacı kardeşime veriyor. Herkeste bir huzursuzluk var. Bu arada, Beyaz Kraliçe’nin destekçileri isyan ediyor ve ben de ülkeyi sağ kolum olan ve sevdiğim tek kişi Stayne ile, Kalplerin Hilekârı ile yönetmeye devam ediyorum.

S: Kırmızı Kraliçe ile Beyaz Kraliçe arasındaki ilişki nedir?
C: Pek iyi değil. Herkes Beyaz Kraliçe’yi seviyor ve ben bunu bir türlü anlayamıyorum. Onun kafası ufak. Herhalde anne ve babam onu yeğledi, beni sevmedi ve tacı bana emanet etmedi diye düşünüyorum ve en büyük çocuk ben olduğum için bunu adaletsizlik olarak görüyorum. Herkes onu seviyor. Beyaz Kraliçe bitkileriyle sarayında durup yemek programı yapıyor ve sıkışıp kalıyorum. Hiç gözde değilim ve kimse beni sevmiyor ama ben kraliçeyim ve bana bu şekilde davranmak zorundalar.

.

S: Çılgın Şapkacı’yı kim canlandırıyor? Onun nesini seviyorsunuz?
C: Hiç şaşılmayacağı üzere, Çılgın Şapkacı’yı Johnny canlandırıyor. Bu da yine sıra dışı bir karakter. Birazcık Johnny Depp gibi olduğumu söyleyerek kendimi şımartmak istemiyorum ama birkaç konuda birbirimize çok benziyoruz. Birbirimize benzemeyi hiç sevmiyoruz. Alabileceğimiz her aksesuarı almak, her makyajı kullanmak istiyoruz. Tim de her şeyi ortaya çıkarıyor. Sete vardığımda, “of ya, onun lensi var. Onun harika bir görünüşü ve kostümü var ve her aksanı yapabiliyor!” diyorum. Eminim Lewis Carroll 135 yıl önce Çılgın Şapkacı’yı Johhny Depp’in canlandıracağını hissederek yazmıştır o karakteri. Tekrar onunla çalışmak çok eğlenceli. Seçimlerinde çok akıllı ve gerçekten yaratıcı biri. Bulacağı şeyler hep insanları şaşırtıyor karakterleri yaratma konusunda çok iyi bir hayal gücü var. O muhteşem bir komedyen.

S: Tim ve Johnny’nin birlikte yaptığı şeyleri bu kadar etkileyici yapan ne?
C: Bence ikisi de kendi alanlarında inanılmaz yetenekliler. Birbirlerine çok büyük bir güven var, kendilerindeki en iyiyi çıkarmaya çalışıyorlar. Aralarında empatiye dayalı bir anlayış var. Aynı zevke, aynı mizah anlayışına sahipler. Bu mizah anlayışı da çok karmaşık bir değil. 8 yaşındaki bir çocuğun mizah anlayışı gibi. Sıkça gülüyorlar ve neye güldüklerini söylediklerinde, bana komik gelmiyor ama onlara acayip komik geliyor. Sürekli parti veriyorlar, yani onlar için bu iş sayılmıyor. Birlikte çok çalıştıklarından, birbirlerine çok saygılılar ve bu da onların büyümesini, gelişmesini sağlıyor. İkisi de sanatçı olarak çok gelişmiş kişiler ve çünkü ikisi de birlikte risk almak için birbirlerini bulmuşlar. Johnny her zaman Tim için risk alıyor çünkü onun destek olacağını, Tim’in onu hiç başarısızlığa uğratmayacağını biliyor. Tim de Johnny’nin onun istediği şeyleri her daim anladığını ve Tim’in bir sanatçıda beğendiği her şeye sahip olduğunu biliyor. İkisi de çok özgün ve yaratıcılar.

S: Mia Wasikowska ile ilgili düşünceleriniz nedir?
C: Mia çok tatlı ve keşfedilmiş bir yetenek. Ruhu çok deneyimli ama erken gelişmiş değil. Çok zeki ve çok kibar. Gerçekten çok iyi bir aktris. Rolünü anlama konusunda çok zeki bir yol izledi. Bir kadın ile çocuk olma arasında. Tim için her iki yaşta da bağı olan birini bulmanın çok önemli olduğunu biliyordum. Bu duygusal durum, tüm hikâyeyi, tüm hayali anlatıyor.

S: Anne Hathaway ile ilgili düşünceleriniz nedir?
C: Anne Hathaway Beyaz Kraliçe’yi canlandırıyor ve çok hoş bir kıyafeti var. Anne, çok tatlı biri. Onunla çok eğlendik. Keşke daha fazla birlikte olabilseydik. Bir bakıma, birbirimizin karakterlerini oluşturuyoruz. Birbirimizi tanımlıyoruz çünkü birbirimizin zıttıyız. Anne’in harika yönü, kolayca iyi, sıkıcı Beyaz Kraliçe olabilmesi ama aynı zamanda ona kendi çılgınlığını katması. Gerçekten çok akıllı bir aktris. Birbirlerinden nefret eden kız kardeşleri oynamak çok keyifliydi. Ayrıca, çok da hoş duruyor.

S: Kalpler Hilekârı Stayne’i canlandıran Crispin Glover ile ilgili düşünceleriniz nedir?
C: Çok komik biri. Gerçekten orijinal biri. Her şeyi nasıl idare ediyor bilmiyorum çünkü yeşil ülkedeydik ve o, cambaz ayaklığı üzerinde, tek gözlü vaziyette çünkü tek gözüne göz bandı takıyor. Ve işte o hâldeyken, akrobat kıyafetli, gariban bir adam oluveriyor. Bizim ülkemizdeyken, yeşil giyildiğinde görünmez oluyorsun. Ekranda sadece Cheshire Kedisi gibi dolaşan bir kafa görünüyor. Yeşiller içinde çalışmanın doğrudan Yer altı Diyarı’nda geçen kendine özgü mükemmel bir çılgınlığı vardı. Crispin’in bu tür bir sürü şeyi vardı. Çok komik biri.

.

S: Yeşil ekranda oynamak nasıl bir şey?
C: Pek çok yeşil insanla oynadım. Onlar ismi duyulmayan kahramanlar, hiç görülmeyen ya da duyulmayan oyuncular çünkü açıkçası, diğer karakterlerin repliklerini okuyan yeşil akrobat kıyafetli bir oyuncu topluluğumuz vardı. Hepsi harika. Onlar olmadan yapamazdık. Rolünüzü yapabilmeniz için hep bir şeyin olması lazım. Aksi hâlde, etrafa tenis toplarına falan bakınır durursunuz. Alis hep değişiyordu. Bu yüzden, hep aşağı ya da yukarı bakmak gerekiyordu.
Her şey hayal gücüne bağlı. Buna, oyunculuk yerine hayal gücü demeleri gerek. Fakat bu filmde, biraz daha fazla hayal gücü kullanılması gerekiyor.

S: Koca kafalı olmak performansınızı nasıl etkiledi?
C: Yapamadığım şeylerden biri, elimi yüzüme götürmekti ki bunu sandığınızdan çok daha fazla yapıyorsunuz. Fakat asıl tehlike, neredeyse her gün saat 10 civarı sesimi kaybetmemdi çünkü kraliçe sıkça bağırıyor. “Kafasını uçurun!” “Kafasını uçurun!” Sürekli sinirlenmek, insanı çok yoruyor.

S: Makyaj süreci zorlu muydu?
C: Aslında bu, Elizbath’in tuhaf bir karikatür versiyonu. Bu yüzden, kaşlarımı aldılar ve bana koca bir alın yaptılar. Göz kapaklarımdan başıma kadar gelen bir kellik vardı. Üstte de görkemli, kırmızı bir peruk ve onun üstünde de görkemli bir taç vardı. Çok hoş bir mavi göz farım vardı. Bunu Tim istedi çünkü mavinin biraz değersiz bir renk olduğunu düşündü. Kırmızı Kraliçe doğal bir kraliçe değil. Ne var ne yok takıp takıştıran birisi çünkü aslında kraliçe olmaması gereken biri. Mavi göz makyajı ve boyalı kaşlar vardı. Ayrıca, Toulouse Lautrec havası da vardı. Johnny’de de bende de palyaço özellikleri, beyaz makyaj vardı. Dudaklarım mükemmeldi, dudaklarım tablolardaki gibiydi. Minik bir kalp vardı. Güçlü bir görünüştü. Makyaj yaklaşık 3 saat sürüyordu. Başımı yapıştırtıyordum, saçımı yaptırıyordum. Sonra beni kozaya sarıyorlardı. Onlar benim makyajımı yaparlarken ben yatıp uyuyordum. İki saat sonra kalkıyordum. Gerçekten hiç çekici olmayan, kel bir uzaylı gibi oluyordum.

S: Kostümünüzü ve aksesuarlarınızı anlatır mısınız?
C: Elizabeth dönemine ait bir kıyafetim var. Bu ilginç bir durum çünkü Lady Jane Grey’i canlandırdığımı hatırlıyorum. O benim ilk rolümdü ve orada da Elizbath dönemi kıyafeti giyiyordum. 24 yıl sonra, tekrar Elizabeth dönemi tarzına döndüm. Herkese kraliçe olduğumu hatırlatmak için hiç yanımdan ayırmadığım bir hükümdar asam var. Benim fikrim olan ve kriket oynamak için kullandığım güzel, pembe gözlüklerim var. Ağzım çok dar olduğu için her zaman pipetle içiyorum. Her daim bir sürü aksesuarım oluyor. Bir balta istedim ama Tom kabul etmedi.

S: Tim’in çalışmalarının nesini seviyorsunuz?
C: Onun aklında ne olduğunu görmek insanı hep şaşırtıyor. İş yaratıcılığına geldiğinde, çok ketum oluyor. Bilmenize hiç izin vermiyor. Etrafta bir sessizlik oluyor ve sonra bilinçsiz bir şekilde süslemeler yapıyor. Konuşmak istemiyor çünkü bu onun çalışmasını durduruyor. Ben de onu rahat bırakıyorum ve hiç soru sormuyorum. O da bana temel şeyleri söylüyor. Özellikle fikrimi sorduğunda ve tartışmak istediğinde, kendimi çok ayrıcalıklı hissediyorum. İnsanlara ve neyin uyacağına, nelerin gerekeceğine dair harika bir duygusal önsezisi var. Zevki mükemmel. Bakış açısı, mizah anlayışı da mükemmel. Her zaman çok orijinal şeyler oluyor.

S: Hayatınızdaki diğer önemli kişiyle çalışmak zor mu?
C: İnsanın sevgilisiyle çalışması her zaman çok ilginç olur. ‘Sweeney Todd’ çok stresliydi ama üzerimizde çok baskı vardı. Daha önce hiç şarkı söylememiştim ve o da hiç müzikal yapmamıştı. Fakat Tim, Alis’de çok rahattı. Sanırım birey olarak geliştik. Ya da gelişmedik, bilemiyorum fakat çok eğlenceliydi.

S: Ailenizle film çekimleri arasındaki dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
C: Bu kesinlikle çok daha kolaylaştı çünkü işimiz aslında çocuk gibi. Sadece rol yapıyoruz. Yani oğlum Bill ile ben aynı seviyedeyim. Tim zaten her zaman o seviyedeydi. Bu, Billy’ye neden onunla birlikte olamayacağımı açıklamamı kolaylaştırıyor. Evet, zor bir iş ama güzel bir iş çünkü sınırları var ve çocukları anlamanız gerek.

S: Bu filmde yer almanın en güzel yanı ne oldu?
C: Tim ve Johnny ile çalışmak. Onlarla çalışmak her zaman çok keyifli. Hayır, bu bir ayrıcalık. Ayrıca, ‘Alis Harikalar Diyarında’ sen sevdiğim eserlerden biridir. Bunun bir parçası olmak ve Kraliçeyi canlandırmak… Kendi kızımızın olması, durumu kazara keşfetmemizi sağladı. Gerçekten harika çünkü Tim bu evi prodüksiyon ofisi olarak almıştı. Burası Arthur Rackham’ın evi ve kendisi 1900’lerin başlarında Alis’in resimli kitabını yapmıştı. Yani, 100 yıl sonra Tim Burton’ın aynı evde Alis’i tekrar canlandırması, olağanüstü bir şey. Rackham’ın çizimleri, Tim’in hayal gücünün de bir parçası. Rackham aynı zamanda ‘Hayalet Süvari’nin de çizimini yapmıştı. Dolayısıyla, zaman içinde tuhaf ama aynı zamanda harika bir bağ oluşmuş oldu. Tim Kraliçe olmamı istediğinde, çok mutlu oldum. Senaryoyu okurken karakterimin açıklamasına denk geldim. “Ufak bir kraliçe ama kocaman bir kafası var.” Dolayısıyla, bu rolü canlandırmak hoşluma gitti. Kraliçe olmayı özlüyorum.*

*Hakan Sonok ve UIP Türkiye’ye teşekkür ederiz.

Yazar Yusuf

SineMâbed'in kurucu editörü. Mayıs 2008'den beri...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir