Camping/Kamping (2009)

.

“Bağımsız filmlerde karakterler arızalı olmalıdır” diye yazılı olmayan bir kural vardır.Tecrübesi hiç fark etmez, kim bu türe bulaşsa bu kuralı harfiyen uygular. Tıpkı Jacob Bitsch’in ilk uzun metrajlı filminde yaptığı gibi.
Connie ve Christian’ın hayatı babalarının intiharından sonra tepetaklak olmuştur. Anneleri için de durum pek farklı değildir. Connie, babasının intiharından sonra sevgilisi tarafından terk edilmiştir. Christian çok sevdiği hokeyi bırakmıştır. Kendisini içkiye vuran Bodil ise 1982 yılında kocasıyla birlikte katıldığı Eurovizyon Şarkı Yarışması’nı hasretle anmaktadır.

.

Aradan iki yıl geçmiştir. Connie’nin iki yıldan beri duygusal bir ilişkisi olmamıştır. Bir kitapçıda çalışmaktadır ve ailesi hakkında yazdığı roman yayınevleri tarafından reddedilmiştir. Christian ise kendisine sataşan sınıf arkadaşının suratını dağıttığı zamandan beri bir ıslahevindedir ve kendisinden yaşça küçükleri tartaklamaktan ayrı bir keyif almaktadır. Bodil ise hala kocasıyla birlikte katıldığı Eurovizyon Şarkı Yarışması’nı hasretle anıp şişeleri yuvarlamaya devam etmektedir.
Babalarının intiharından beri Langeland Adası’na gitmeyen aileyi bir araya getiren Connie’nin amacı önlerindeki bir haftalık tatilde ailesi hakkında yeni bir roman yazmaktır. Plana göre her şey güzel olacaktır fakat terslikler karavanı kiraladıkları zaman başlar. Yanlışlıkla kiraladıkları karavan babalarının içerisinde intihar ettiği karavandır. Kiralanacak başka karavan olmadığı için mecburen bununla yolculuğa çıkarlar.

.

Duru güzelliğiyle aşık olma hissi uyandıran, gülmediği zamanlarda Wallace’ın sadık köpeği Gromit’e benzeyen Connie, aile arasında buzları eritmek adına elinden geleni yapıyor ama çoğunlukla patavatsız annesi tarafından sabote ediliyor. İç açılarının toplamı yüz seksen dereceyi çoktan aşmış olan bu üç kişilik çekirdek ailenin fertleri de biliyor aslında birbirlerine yaklaşamayacaklarını. Onun için çok kasmıyorlar. Zaten Connie için önemli olan denemek. Sürekli bir şeyler deniyor. Başaramayınca başa sarıyor. Ufak bir tartışma sonucu kendince dramatizasyon yaratmak için koşarken takılıp düşüyor. Sonra geri dönüyor. Bakıyor ki ailesinden hayır yok, o zaman eski sevgilisine dönmeye karar veriyor. Bu sefer de iki çocuklu bir adamla karşılaşıyor. Yani Connie kaleciyle karşı karşıya kalmışken ofsayta yakalandığını fark eden bir forvetin kaderini yaşıyor sürekli. Gol atacağı günü bekliyor.
Herkesin ayrı telden çaldığı, hüzünle neşenin harmanlandığı yedi günlük tatili yetmiş beş dakikaya sığdıran iyi bir ilk film. Güzel müziklerle bezenmiş, güldürürken boğazınıza iki düğüm atan, hoş ama boş olmayan bir film. Bir de o kilolu baba ve tekerlekli sandalye mahkumu kızının hikayesini bir sona ulaştırsaydı tadından yenmezdi. Fakat bu haliyle de yeterince tatmin edici.


Resmi Web Sitesi
IMDB Sayfası
Fragman

Akın

Wes Anderson, Gus Van Sant sevdiği yönetmenlerden birkaçı...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.