Blue Valentine/Aşk ve Küller (2010)

.

İki insanın birbirlerini sevmelerinin birbirlerine katlanabilecekleri anlamına gelmediğini anlatan güzel bir film.
Hani televizyonlarda yaşlanmış iki insanla röportaj yapan gezginler sorar ya ” Hala seviyor musun amcayı ” diye… Teyzeler de hep kaçamak cevaplar verir. Aslında bu kaçamak cevabın meali ” O kadar yıl sonra ancak birbirimize katlanıyoruz. ” olmalıdır.

Filmde de çiftimizin aslında yaptığı şey budur. İkili kurguyla devam eden film çiftimizin gençlik hallerindeki hal ve davranışlarıyla genç yetişkinlik günlerindeki hal ve davranışları arasında ciddi farklar vardır. Erkeğin daha acımasız konuşmaları ( klasik kız açıklamasıyla fabrika ayarlarına dönmesi ) kadının gençlik hayaline gerçekleştirememesi sebebiyle boşvermişliği en dikkat çeken değişimleridir. Birbirlerine karşı sevgileri mevcuttur ancak o kadar azalmıştır ki beraber bir hayat sürmeye yetmemektedir.

Şu durumu da unutmamak lazım. Hayata iki ayrı pencereden bakan insanın birbirini sevmesi de anlamsızdır. Böyle bir durumda aşk hiçbirşeyin üstesinden gelemez.

İnsanlar birbirleriyle uzun süre vakit geçirmeye başladıklarında olağandışı ortamlar bile monotonluğun önüne geçmiyor.
Erkeğin romantikliği kadının öküzlüğü durumu söz konusu. Aynı zamanda birbirlerini sevseler de hayata çok farklı yerden bakıyorlar. Bu da arada kalmış o aşkın devam eden yıllarda tek başına sorunları çözemeyeceğini gösteriyor. Aileye kendini adama konusunda alışılagelmiş rollerin yer değiştirdiğini görüyoruz. Mesela ; erkek romantik bir hafta sonu için fantastik bir otel odası tutar. Amacı yavaş yavaş sönmeye başlayan ilişkilerinin ferini canlı tutmaktır. Oradaki şu diyalog gerçekten aslında tüm filmin ana düşüncesini özetlemektedir.

( Pek çok konuda mahareti olan erkek kendi isteğiyle boya işiyle uğraşmakta , böylece ailesine daha çok vakit ayırabilmektedir. )

K: Neden bir şeyler yapmıyorsun ?

E: Nasıl yani ?

K: Bilmiyorum.

E: Bu ne anlama geliyor ? Neden bir şeyler yapmıyormuşum ?

K: Yapmak istediğin bir şeyler yok mu?

E: Ne gibi ?

K: Bilmem. Pek çok şeyde başarılısın, yapmak istediğin her şeyi yapabilirsin. Yaptığın her şeyde gayet iyisin. Yapmak istediğin hiçbir şey yok mu ?

E: Peki ya sonra ? Kocan mı, Frankie’nin babası mı olayım ? Ne yapmamı istersin ? Hayalindeki senaryoya göre iyi olduğum hangi şeyi yapıyorum ? Yaptığım şey ne olabilir ?

K: Bilemiyorum, o kadar çok şey de iyisin ki, istesen pek çok şey yapabilirsin. Kapasiten oldukça fazla.

E: Ne için?

K: Şarkı söyleyebilirsin , resim yapabilirsin, dans edebilirsin.

E: Ve kimseye babalık yapmayı da istemedim, tamam mı ? Ve birilerinin babası olmayı da istemedim. Hayatta başarmayı hedeflediğim bir şey değildi.

Bazı erkekler için öyle olabilir, ama benim için öyle değildi. Nasıl olduysa, ben… İstediğim şey bu oldu. Bunu bilmiyordum ve şimdi yapmak istediğim tek şey, bu.

Başka bir şey yapmak istemiyorum. çünkü bunu yapmak istiyorum. Bir işim var yani bunu yapabilirim.

K: Çalışabilmek için sabahın 8’inde içmeye başlamak zorunda kalmayacağın bir işin olduğunu görebilmeyi isterdim.

E: Hayır, benim sabah 8’de içmeme engel olmayan bir işim var. Bayağı bir rahat yani. İşe gitmek için kalkıyorum, bir bira içip işe gidiyorum, milletin evini boyuyorum
ve onlar buna bayılıyorlar. Eve döndüğümde, sizinle olabiliyorum. Sanki… Rüya gibi bir şey.

K: Bu seni hiç hayal kırıklığına uğratmıyor mu?

E: Neden? Neden beni hayal kırıklığına uğratsın ki?

K: Çünkü potansiyelin çok fazla.

E: Hala istediğim her şeyi yapabilirim. Ne olmuş yani! Neden potansiyelin olan her şeyden kazanç sağlamak zorundasın ki?

K: Dinle, ben kazanç sağlaman gerektiğini falan söylemedim. Anlamıyor musun?

E: Hem potansiyel de ne demek oluyor? Anlamı ne bu potansiyelin? Neyin potansiyeli? Neye dönüştürmek için?

K: Sende biliyorsun ki, çok nadir oturup iki yetişkin gibi konuşuyoruz. Çünkü her defasında söylediklerimi alıp, söylediklerimle alâkası olmayan şeylere dönüştürüyorsun. Hep çarpıtıyorsun. Dırdır etmeye başlıyorsun. Dır… dır… dır… dır.

.

Çok çarpıcı bir film Blue Valentine . Çok da gerçekçi. Kızına dünyayı dar getiren babanın dede olduğunda (yaşlılığın getirdiği acındırma duygusu ve ölümün yaklaşmasıyla gelen yumuşama) dünyalar tatlısı oluvermesi. Ne kadar da tanıdık geliyor değil mi ?

Çoğu kez film izlemekten ziyade tanıdığınız bir çiftin oturma odasındaki konuşmalarına , kavgalarına ve sevgi gösterilerine tanık oluyormuşsunuz hissiyatı yaratıyor. Aşk ile hayatın gerçekçiliğini bu denli iyi yorumlayabilen bir film izlediğimi zannetmiyorum. Ryan Gosling ve Michelle Williams da oldukça iyiler. Özellikle aşk filmleri sevenlere filmi tavsiye ediyorum. Biraz da başka bir bakış açısı kazanmak adına …

IMDB Sayfası

Yusuf

SineMâbed'in kurucu editörü. Mayıs 2008'den bu yana site için ırgatlık yapmakta. Sevdiği birtakım yönetmenlerin olduğu gelen bilgiler arasında.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir