Kategoriler
Film Yorumları

Apocalypto (2006)

.

Amerikan film sektörünün “kazanan” karakterlerden çok “loser” karakterlere yönelmesine rağmen kazananların bayrak tutanı Mel Gibson bildiği yoldan pek şaşmayacak gibi gözüküyor.
Amazon ormanlarının sakinlerinin hayatta kalma mücadelelerini olabildiğince epik bir şekilde işleyen Mel Gibson izlemeye başlamadan önce oluşturduğum tüm önyargılara rağmen ve tüm o olasılıkların sonunun nereye varacağını bilmemize rağmen filmiyle olumlu intibah bırakmayı başarıyor.
16.yy’da geçen film oyuncu kadrosu ucundan kıyısından bile tanıdık değil ancak burada hikayenin ilerleyişi ve filmin kurgusu zaten izleyicinin oyunculuklara eğilmesine mahal vermiyor.Oyuncuların hiçbirini daha önce başka bir filmde görmemek ve filmin geçtiği atmosfer insana ister istemez Cannibal Holocaust’u hatırlatıyor.Neyse ki hayvan vahşetiyle karşılaşmamamız bizi tekrar kendimize getiriyor.
Mel Gibson filmlerinin olmazsa olmazı olan kurtarıcı kahraman bu filmde biraz daha farklı bir biçimde karşımıza çıkıyor.Öyle ki hep karşılaştığımız şey ya kahramanlık özelliğine sahip karakterin filmin başından sonuna kadar tutarlı bir şekilde görevini yapması yada başından travmatik bir olayın geçmesidir.Apocalypto’da ise bu rolde olan kabile reisinin oğlunun kahramanlık güdülerini kullanmaya hoş bir tesadüf vesile oluyor.

.

Filmde gerçekleşen doğa olayları ve tarihsel gelişmeler filmin ilkel yapısında göz kamaştırıcı duruyor.Bunları senaryoya dahil eden insan güzel insandır.Ve biz de bu güzel insandan doğal olarak yazdığı şeylerin seyircide bıraktığı beklentilerden dolayı filmi devam filmi niteliğine büründürmesini istemek zorundayız.Özellikle filmin sonunda gelinen nokta hem yapımcıların sol avuçlarını kaşındırma hem de seyircinin salyalarını akıtma potansiyeline sahip olduğundan dolayı Apocalypto 2’yi beklemek (filmin çekileli uzun zaman olmasına rağmen) çok da anormal olmasa gerek.Ne de olsa Amazon’da o dönemde kopuk bir yaşantının getirisi olarak kabileden bol bir şey yok.Onları bekleyen tehlike de kapılarına dayanmışken tekrar kağıdı kalemi ele almak lazım.
En son hatırladığımda Mel Gibson’un faşizan sözleri basına sızmıştı ve bir yandan genç eşiyle uğraşıyordu.Eğer tüm bunlardan kendine vakit bulabilirse Mel Gibson’dan yeni “kazanan” hikayeleri izleyebiliriz.Ama birileri için kendi canını tehlikeye atmadan ve gözü karalık olmadan.Çünkü “sert adam” karakterleri üzerine film inşa etmenin modası biraz geçti.Yap be Mel !

Sevdim:Tapınakta Tanrı’ya kurban verme sahnesi.Filmin kırılma noktası olması bir yana film boyunca en fazla detayın işlendiği bölüm olduğundan dolayı oldukça göz kamaştırıcıydı.Sahnede kullanılan müzikler ve beklenen sona gidiş arefesi ve kullanılan o lanet kamera açısı insanı orada hissettiriyor.
Sevmedim:Kabiledeki insan ilişkileri sanki fazla günümüz kafasıyla çekilmiş gibi geldi.Şakalaşmalar falan animelerden alıntı izlenimi uyandırıyordu.Yada eski insanların eşek şakaları yapma fikri insana garip geliyor.

IMDB Sayfası

Yazar Yusuf

SineMâbed'in kurucu editörü. Mayıs 2008'den beri...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir