Anne Hathaway Beyaz Kraliçeyi Anlatıyor

.

Anne Hathaway, Jonathan Demme’nin 2008 yapımı dram filmi “Rachel Evleniyor” ile En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ına aday gösterildi.Oyuncu son olarak Tim Burton’ın 3 boyutlu fantastik macera filmi “Alis Harikalar Diyarında” da Beyaz Kraliçe rolünü canlandırdı.

S: Bu film Lewis Carroll’ın kitaplarından mı uyarlandı?
C: Bu “Alis Harikalar Diyarında”nın 10 yıl sonraki hâli. Hikâye aynı değil. Filme hazırlık aşamasında kitabı tekrar okurken, fark ettim ki Alis, kitabın büyük bir kısmında, eleme yöntemiyle, aslında kim olmadığını anlamaya çalışıyor. İnsanların söylediği gibi biri olmadığını, tüm bu aşamaları yaşayarak anlıyor ve kim olduğuna dair daha iyi bir fikir ediniyor. Tim Burton’ın “Alis Harikalar Diyarında” filminde ise, Alis eleme yöntemi kullanmadan kim olduğunun adını koymaya çalışıyor. Filmde çok güzel bir replik var. Biri diyor ki; “Alice’e benziyorsun ama çokçuluğunu kaybetmişsin.” En sevdiğim replik bu. Bence kitap, Alis’in hayal gücünü keşfetmesiyle, film ise ruhunu bulmasıyla alakalı.

S: Kitabın nesiller boyu bu kadar sevilmesinin sebebi nedir?
C: Bana kalırsa, bir kitabı harika yapan şey evrensel nitelikte olmasıdır. Ben çocukken “Alis” serisini okumadım. Üniversitedeyken okudum. Nabokov’u çok seviyordum, Nabokov da Lewis Carroll’ı çok seviyormuş, o yüzden kitapları okumamın iyi olacağını düşündüm. Ben kitapları, kadın olma yolunda ilerleyen genç bir kadının bakış açısından okudum ve kitaptaki “daha küçük hissetmek için bir şey içer ya da büyük hissetmek için bir şey yersiniz ama hiçbir zaman doğru boyutta olmazsınız” fikri bana çok doğru geldi. Bu, bana hitap ediyordu çünkü anlıyordum. Görünüşte, hafif ve fantastik bir kitap, ama içten içe sahip olduğumuz tüm psikolojik korkularımıza kendimizi yetersiz bulduğumuz alanlara, güvensizliklerimize, etrafımızdaki dünyayla kurduğumuz bağa oynayan bir kitap. Harikalar Diyarında, dünya hiper-duygusal. Anlamsız. İnsanlar mantıken ve duygusal olarak anlamsız. İnsanlar her şeyi büyütüyor, aykırılıklarla dolu. Bir de bu genç kız var oldukça mantıklı, özellikle de genç bir kıza göre kendine yol bulmaya çalışıyor. İnsan bazen bu karakterlerin, Harikalar Diyarı tayfasının yardımcı oyuncusu gibi hissediyor kendini, diğer zamanlarda ise, kendinizi Alis gibi hissediyorsunuz. Dediğim gibi, bir şey evrensel olarak özellikliyse.Harika ve eğlenceli bir hikâye olması açısından evrenselse ama kendinizi içinde bulacağınız , hayatınızın farklı noktalarıyla bağdaştırabileceğiniz kadar özellikliyse.Galiba kitabın neden asla eskimediğini bu açıklar.

S: Carroll’ın karakterleri filmi çok iyi besliyor, neden?
C: Lewis Carroll’ın karakterlerinin sinemaya çok iyi oturmasının sebeplerinden biri de, hayal gücünün fazlasıyla kullanılmış olması ve onları yorumlamanın birden çok yolu olması. Lewis Carroll kelimelerle ve konseptlerle oynadığı için ve karakterleri hayal gücüne hitap ettiği için, dünyada da hayaller kadar yorumlar da var gibi geliyor bana. Bu algınıza bağlı.

.

S: Peki bu karakterler bir Tim Burton filmi için niye biçilmiş kaftan?
C: “ALİS HARİKALAR DİYARINDA” ve Tim’in çok iyi bir ikili olmasının sebeplerinden biri, Harikalar Diyarı’nda hiçbir şeyin tam olarak göründüğü gibi olmaması. Hiçbir şey tamamen iyi ya da tamamen kötü değil. Hayatın, dokunun ve niyetin bir karışımı ve bence Tim bunu hiç sorun etmiyor. Çektiği filmlere baktığınız zaman, hiçbir şey zaten göründüğü ya da olması gerektiği gibi değil. Yani bu anlamda, sorular ve belirsizlik içinde ama aynı zamanda dünyanın özgürlüğü içinde yaşamak.Bunlar Tim’in bir yönetmen olarak sivrildiği şeyler. Bence yönetmen ve filmin ana teması, bu filmde birbirini çok iyi tamamlıyor.

S: Canlandırdığınız karakterden bahseder misiniz?
C: Ben, Beyaz Kraliçe rolündeyim. Karakteri oturtmaya çalışırken, kendi kendime şöyle dedim; “O punk-rock’çı, vegan bir pasifist.” Bolca Blondie dinledim, bolca Greta Gabro filmi izledim ve Dan Flavin’in eserlerine baktım. Araya biraz da Norma Desmond aldım. Böylece oturdu her şey. Karakteri de çok sevdim. Projeye ilk dâhil olduğumda, Tim kız kardeşler arasındaki ilişkiyi anlattı bana ve bu benim açımdan karakteri çok aydınlattı. Beyaz Kraliçe, Kırmızı Kraliçe ile aynı genleri taşıyor. Karanlık taraf hoşuna gidiyor ama derinlere inmeye o kadar korkuyor ki her şey neşeli ve mutlu görünüyor. Ama o yerde korku içinde yaşıyor ve kendini kontrol edememekten korkuyor. Üstüne oynanabilecek çok nokta var. Müthişti. Çok eğlenceliydi.

S: Neden bu filmde yer almak ve bu rolü canlandırmak istediniz?
C: Şimdi fanatiklik edeceğim biraz. Tim Burton’a bayılıyorum.Gelmiş geçmiş en sevdiğim yönetmenlerden. Çektiği her filme, vizyona girdiği hafta giderim. Sonra da tekrar tekrar DVD’de izlerim. Estetiğine bayılıyorum. Yönetmen olarak hızına hayranım, tuhaf şeylerin ona normal gelmesine bayılıyorum.Onları oturtmanın bir yolunu buluyor. Sırf farklı olmak adına farklı olmaya çalışmamak, görmediğiniz bir şey göstermeye çalışmamak, sadece hayal gücünün sınırlarını genişletmeye çalışmak, bir yönetmende ender bulunan bir özellik. Yani Tim’in yaptığı her şey samimi. Galiba bu yüzden, bazen oldukça tuhaf konuları da olsa, onun filmlerinin hep bir samimiyeti var. Bunu çok seviyorum. “Alis” zaten kendi başına bir klasik, harika bir hikâye, dilden dile dolaşmış ama Tim Burton/ALIS HARİKALAR DİYARINDA kombinasyonunu duyduğumda, çok özellikli, harika bir macera olacağından adım gibi emindim. Karakterimi çok seviyorum. Onun mantıklı gibi görünmesi hoşuma gidiyor onu iyi bir kraliçe sanıyorsunuz. Ama buna gerek yok. Bu fikirle oynarken çok eğlendim, Harikalar Diyarı’nda güzel olan, gerçek hayatta da güzel olacak diye bir şey yok.

.

S: Elleriyle yaptığı şeyden ve yürüyüş tarzından bahseder misiniz?
C: Bu kesinlikle kostüm kaynaklı bir şeydi çünkü [kostümcü] dâhi Colleen Atwood, bu kıyafete çok detay kattı. Çok karmaşık bir kostüm olmasına rağmen ağırmış gibi görünmüyor. Sanki altına ağırlık bağlamazsanız havalara uçacak gibi. Kıyafetin hareketini, üstüme giyince fark ettim. Amacım kusursuz bir ışıklandırma yaratmak değildi. Ben sadece onun belirli yerlere gitmesini istedim. Kafamda düşündüm. Yürüyüşüne gelince, ara sıra bir şeylere rastlıyor ve oralara nasıl geldiğini bilmiyor. Biraz sersem bir havası var ama aynı zamanda bilgili de. O yüzden yürüyüş, kendiliğinden oluşuverdi. Çok hızlı adımlar attım ve fark ettim ki kollarımı ne kadar ağır hareket ettirirsem o kadar kayıyormuş gibi görünüyordum. Norma Desmond durumu da o zaman oluştu zaten. İlk çekimde çok gergindim. Hareketi yaptım ve Tim gülümsedi, çok güzeldi. Setteki hissiyat bu şekildeydi. “Bana hayal gücünüzü gösterin. Bunu ne noktaya taşıyabileceğinizi gösterin.” Ve her zaman şuna güvendim; abartırsam Tim beni uyarır. Onun aklında anlatmak istediği bir hikâye var zaten. Yani genelde ortaya çıkan şey, hikâyenin kendisiyle hayali tuhaflığın bir kombinasyonu oluyor. Bu şekilde uyum göstermeleri de çok güzel oldu.

S: Onu ilk gördüğümüzde Beyaz Kraliçe’nin durumu nedir?
C: Beyaz Kraliçe’nin tacı elinden alınmış ve kız kardeşinin zorba yönetimini durduracak gücü yok. Kız kardeşi Kırmızı Kraliçe. Dolayısıyla o da bekliyor. Şiddet kullanmayacağına dair bozamayacağı bir söz vermiş ve tahtını geri almakta ona yardım etmesi için, destekçisinin gelmesini bekliyor.Yeraltı Diyarı halkı bunun olduğunu görmek istiyor. Beyaz Kraliçe kibar biri olduğu için, onun gücünü geri kazanmasını istiyorlar.

.

S: Beyaz Kraliçe ve Kırmızı Kraliçe arasındaki ilişki nedir?
C: Beyaz Kraliçe ve Kırmızı Kraliçe arasındaki ilişki iyi değil. Kardeşler ama bence hiçbir zaman araları iyi olmamış. Galiba karakterim, kız kardeşini sevmediğini asla kabul etmez. Kendine bahaneler buluyor bence. Kardeşinin seveceği yanlarını bulmaya çalışıyor ama pek bulamıyor. Bence onun bakış açısından baktığımızda, Kırmızı Kraliçe ona karşı biraz daha iyi davransa,arkadaş olmalarına müsaade etse, biraz sevgi gösterse o da ona karşı bir adım atmaya niyet edecek. Ama Kırmızı Kraliçe onu sinir ediyor. Onlar dost değiller,sadece kan bağları var.

S: Kırmızı Kraliçeyi kim canlandırıyor?
C: Helena Bonham Carter. Kendisi konuşma zevkine nail olduğum en akıllı kadınlardan biri olmakla beraber, Kırmızı Kraliçe rolünde de çok eğlenceli. Karaktere çok enerji katıyor. Karakteri öyle güzel canlandırıyor ki; çocuksu ama çocuksu değil, bencil, hem bencil hem de memnun etmesi mümkün olmayan biri. Ama bazı zamanlarda da, bir o kadar kırılgan ve mutsuz, çünkü bu insan hayatının sonuna dek, çok bencil olduğu için yalnız kalacak. Helena, o rolde insanı çok eğlendiriyor. Kendini role adamış, tipini oluşturmak, saçı başı, makyajı üç dört saat alıyor.

S: Çılgın Şapkacı’yı canlandıran aktörden bahsedelim.
C: Çılgın Şapkacı’yı Johnny Depp oynuyor.Onun tüm filmlerini zevkle izledim seyirci olarak, dolayısıyla onu canlı canlı rol yaparken izlemek benim için ikram gibi oldu. Çok yaratıcı biri çok ama çok kibar, sıcak kanlı bir adam. Ama en iyi yaptığı şeyi yaparken onu izlemek, rol yaparken onu seyretmek ayrı bir heyecan. Onun tiyatro yapmasını istiyorum, böylece herkes ne dediğimi daha iyi anlar. O çok güçlü biri. Onu izleyebildiğim için kendimi ayrıcalıklı hissediyorum.

.

S: Mia Wasikowska role ne kattı?
C: Mia Wasikowska çok hoş bir genç bayan. Çok şakacı, doğal, mütevazı biri ama aynı zamanda dünyevi olmayan bir havası da var. Belirli bir zamana ait değil gibi. Onun Alis karakterine kattığını katmak çok zor bir iş. Onunla her çektiğim sahnede, böylesi genç bir oyuncunun yapabildikleri karşısında büyülendim. Alis’in o anda bulunduğu yer ve duygularıyla iletişim kurabilmesi esrarengiz. Onunla çalışmak, bunları gözlemleyebilmek harikaydı.

S: Bu filmin çekilmesi konusundaki izlenimleriniz nedir?
C: Aslında bu filmin çekilmesiyle ilgi pek bir şey düşünmüyordum diyebilirim. Kulağa aptalca geliyor ama neler olup bittiğini anlamıyordum. Geldim ve sanki neon yeşili teraryumların olduğu bir yerdeydim, her yer yemyeşildi, bir sürü boş yer vardı. Tim, neler olup bittiğini biliyordu- kontrol zaten ondaydı. Tek yapmam gereken yerime geçip repliğimi söylemek ve Tim’in devam edebileceğimizi söylemesini beklemekti. Benim yaklaşımım buydu. Kendime bir baskı yapmadım. Gittim ve rolümü canlandırdım.

S: Bu filmde ne giyiyorsunuz?
C: Colleen Atwood’un tasarladığı bir elbise giyiyorum. Hayatım boyunca giydiğim en büyük ve en hassas elbise. Onu çok seviyorum, çok güzel. Olur da masal prensesi olmak gibi bir hayaliniz varsa, kesinlikle bu elbiseyi giymelisiniz. Onun bu idealleştirilmiş, masal kraliçesi olmasını çok seviyorum, ama bu bir Tim Burton filmi olduğu için tüm bunlarla beraber karanlık bir yanı da var.

S: Seyirci bu filmde özellikle ne görmeyi beklemeli?
C: Bu film, Tim Burton’ın hayal gücüyle başlayıp bittiği için, sayısız defa izlediğiniz, belirli mekânlarda çekilmiş filmler gibi bir film izlemeyeceksiniz. Bu dünyada kural olmadığı için, birçok farklı ve birbirinden ayrı fırça darbesi, renk ve karakterin Tim aracılığıyla bir araya geldiğini görüyorsunuz. Hayal gücünün tam keşfinden söz ediyoruz. Bence kitabın özü bu, Tim’in de filme kattığı ruh bu. Filmdeki herkes çok akıllı, çok yaratıcıydı, hayal güçleri çok kuvvetliydi ve bence filmin konusu da bu.En yaratıcı şekilde hayal gücünü onurlandıran bir hikâyeyi nasıl anlatırız? Bu harikulade bir fikir.*

*Hakan Sonok ve UIP Türkiye’ye teşekkür ederiz.

Yusuf

SineMâbed'in kurucu editörü. Mayıs 2008'den bu yana site için ırgatlık yapmakta. Sevdiği birtakım yönetmenlerin olduğu gelen bilgiler arasında.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.