Andrew Niccol Sineması

.

Kariyerine İngiltere’de reklam filmleri çekerek başlayan Yeni Zelanda’lı Andrew Niccol, yazmış olduğu ilk senaryo olan The Truman Show / Truman Show’u yapımcılara götürür.Senaryoyu çok beğenen yapımcılar henüz ilk filmini çekecek olan Niccol’e böyle güzel bir projeyi mahvedebileceği düşüncesiyle emanet etmek istemezler. Uzun görüşmeler sonucu senaryo satın alınır ve uygun bir yönetmen bulunana kadar rafa kaldırılır.

.

Bir süre sonra ikinci senaryosu Gattaca ile yapımcıların kapısını çalan Niccol, projeyi kabul ettirir ve yazdığını yönetmek üzere 1997 yılında kamera arkasına geçer.
Teknolojinin çok çok ilerlediği, çok da uzak olmayan bir gelecekte doğan Vincent’ın kucağa alınır alınmaz %99 ihtimalle ne şekilde ve kaç yaşında öleceği biliniyor. Herkesin genetikçisine güvendiği bir dönemde Tanrı’ya güvenen ailesi Vincent’ı normal yollarla doğurmaya karar veriyor. Fakat sağlık problemleri yüzünden bu durumdan pişman gibiler. Bu sebeple herkes gibi onlar da genetik bilime başvurarak, spermler arasından istedikleri özellikleri seçerek Anton’u sipariş ediyorlar. Gerçekten istenildiği için dünyaya getirilen Anton’a daha fazla değer verilirken, Vincent geri plana itiliyor. Anton hiperaktif bir çocukluk geçirirken, Vincent sorunlu kalbi yüzünden pasif kalarak uzayla ilgili kitaplara gömülüyor. Buna rağmen iki kardeşin ortak bir noktası var. Bu da ailelerinin çevrede olmadıkları sıralarda denize gidip “ödlek oyunu” oynamak. Daha uzağa giden cesur sayılırken geride kalan ödlek oluyor ve kalbi yetmeyen Vincent daima ödlek olarak kalıyor. Sadece bir defa kazandığı ödlek oyunu sayesinde ona empoze edildiği gibi bir ödlek olmadığını anlıyor Vincent. İşte bu her şeyi mümkün kılıyor.
Birçok konuda geçersiz sayıldığı dünyaya olan nefretinden ve uzaya olan sevgisinden dolayı sürekli gezegenleri merak eden, uzay araştırmalarıyla ilgili bir kurum olan Gattaca’ya girmek isteyen Vincent, kardeşi Anton’un gölgesinde kalmaktan bıktığı için umutlarını sırtına vurarak evden kaçar. Alt sınıfların sosyal statü ya da ten rengi ile belirlenmediği, ayrımcılığın bilim olduğu bir dünyada Vincent’ın mühendis olarak Gattaca’ya girmesi imkansızdır. Fakat imdadına genetik bilimin özene bezene yarattığı ve geçirdiği trafik kazası sonucu felç olan Jerome yetişiyor. Vincent, Jerome’un vücut artıklarını kullanarak Gattaca’ya girmeyi başarıyor. Jerome’un DNA özellikleri sayesinde hayallerine bir adım daha yaklaşıyor Vincent.

Filmin konusu, çekildiği zamana bakarsak hayli ilginç ve orijinal. Oscar adayı olmuş görüntü ve set tasarımları da teknolojinin hayli ilerlediği zamana göre abartıya kaçmayan türden. Andrew Niccol, nüfus çoğunluğunu genetik bilimin yarattığı, tamamen doğal yöntemlerle dünyaya gelenlerin ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü bir ütopya üzerinden ırkçılığı eleştiriyor. Dediğimiz gibi burada alt sınıflar sosyal statü ya da ten rengi ile belirlenmiyor. Ayrımcılığın bilim olduğu bir dünya burası.Tekleyen kalbi yüzünden defolu mal muamelesi gören, en büyük hayalini gerçekleştirmek için attığı her adımda geri itilen ama yine de vazgeçmeyen, elinden gelen her şeyi yapan Vincent’ın dram/macerasını seyretmek ilham verici.

.

Gattaca’yı yönetmesinin bir yıl sonrasında yazmış olduğu ilk senaryo olan The Truman Show / Truman Show için setlere geri dönüyor Andrew Niccol. Gattaca gibi bir film yapmış olmasına rağmen yapımcılar projeyi Andrew Niccol’e teslim etmeme konusunda kararlıdırlar. Filmi yönetmesi için Picnic at Hanging Rock / Hanging Rock’ta Piknik ve Dead Poets Society / Ölü Ozanlar Derneği gibi filmleriyle tanınan Avustralya’lı yönetmen Peter Weir ile anlaşılır.

Filmde, istenmeyen çocuk olarak dünyaya gelen Truman’ın yaşamının ilk günlerinden itibaren filme alınıp bir televizyon programı haline getirilmesini seyrederiz. Evli olan Truman unutamadığı lise aşkı için Fiji’ye gitme hayalleri kurmaktadır. Hayatı son derece monoton geçen Truman, doğup büyüdüğü kasaba olan Seaheaven’dan gitmek istemektedir. Fakat kasaba diye bildiği yer dünyanın en büyük film setidir. En yakın arkadaşından ailesine kadar çevresinde bulunan herkes profesyonel oyuncudur. Seaheaven’ın her köşesi kameralarla sarılıdır ve Truman’ın yaptığı her şey, orada bulunan yaklaşık 5000 kamera ile yedi gün yirmi dört saat kayıt altına alınmaktadır. Durum böyleyken Truman’ın da yaptığı her şey oyuncular sayesinde o veya bu şekilde kontrol altına alınır. Etrafında olup bitenlerin farkına varan Truman, kuklası olduğu bu yerden gitmek için elinden geleni yapacaktır.

En İyi Yönetmen, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Orijinal Senaryo dallarında Oscar’a aday olan film, Peter Weir’a da o güne kadar görmediği bir ticari başarı getirdi. Niccol’ün senaryosu Gattaca’da olduğu gibi yarattığı ütopya üzerinden günümüz medyasını eleştiriyor.

.

2002 yılında yazmış olduğu bir başka senaryo olan S1m0ne’u yönetmek üzere yönetmen koltuğuna oturuyor, Andrew Niccol. Kariyerinin sonuna gelmiş bir yönetmenin eski günlerine dönebilmek için simülasyon programı sayesinde yarattığı Simone isimli sanal aktris sayesinde eski günlerine geri dönmesini seyrediyoruz bu filmde. Niccol’ün alamet-i farikası diyebileceğimiz eleştiri okları ise bu sefer Hollywood’un iç dünyasına ve çevresindekilerin kendilerine ihtiyaçları olduklarını bilen kaprisli oyunculara gidiyordu.

Gattaca ve The Truman Show ile kendisine saygın bir yer edinen Niccol’ün karizması S1m0ne’un biraz da komedi ağırlıklı atmosferi yüzünden çiziliyor.

2004 yılında Amerika’ya ayak bastığı sırada ülkesinde çıkan savaş sonucu ortaya çıkan bürokratik sorunlar nedeniyle havaalanında mahsur kalan bir adam hakkında yazmış olduğu The Terminal isimli öykü Sacha Gervais ve Jeff Nathanson tarafından senaryolaştırılıyor. Filmi çekecek kişi olarak Gore Verbinski ismi geçse de yönetmen koltuğuna ünlü yönetmen Steven Spielberg oturuyor.

.

2005 yılında Lord of War / Savaş Tanrısı’nı yönetmek için tekrar kamera arkasına geçiyor Andrew Niccol. Uzun araştırmalar sonucunda tanıdığı birkaç farklı silah tüccarını birleştirerek Yuri Orlov’u yaratıyor. Orta sınıfa mensub bir vatandaş olarak restoran işleten Yuri, içinde bulunduğu durumdan memnun değildir. Hem var olan durumu değiştirmek hem de hayranı olduğu kadına ulaşmak için sınıf atlaması gereken Yuri silah kaçakçılığına başlıyor. İşleri büyültmesinden kısa süre sonra hayalini bile kuramadığı bir servete ulaşıyor.

Senaryosu gerçeklere dayanan ve Uluslararası Af Örgütü’nün desteğiyle çekilen filmde dünya üzerindeki her on iki kişiden birisinin silah sahibi olduğunu, sigara ve alkolden ölenlerin sayısının ateşli silahlar yüzünden ölenlerin sayısından daha fazla olduğunu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi olan Amerika, Britanya, Rusya, Çin ve Fransa’nın dünya konvansiyonel silah ihracatının %88’ini ellerinde tuttuklarını öğreniyorduk.

Niccol’ün yazıp yönettiği üç filmin de ana karakterleri “ottan otobura, otoburdan etobura dönüşüyorlar” diye özetleyebileceğimiz bir süreçten geçiyorlar. Mücadeleye başladıklarında av konumundayken sisteme karşı gelerek kendilerini yok etmeye çalışan engelleri sırasıyla aşıp tepeye çıkıyorlar ve avcı konumuna geçiyorlar. Aslında Niccol’ün de sinema macerasını yaratmış olduğu bu karakterlerle özdeşleştirebiliriz. Niccol’e önce The Truman Show’u yönetemeyeceği söylendi. Yani Vincent’a yapıldığı gibi bu iş için geçersiz olduğu söylendi. Fakat o Vincent gibi inandıklarının peşinden koşmayı bırakmayarak Gattaca’yı yazıp yönetti. The Truman Show çekilince sektörde daha da fazla saygı gördü. S1m0ne yüzünden Viktor Taransky gibi yalpalasa da Lord of War / Savaş Tanrısı ile Taransky’nin olgunluk dönemindekine benzer bir şekilde parladı. Bundan sonra gerçekleştireceği projelerle de Yuri Orlov gibi sektörün en önemli kişisi haline gelir belki, kim bilir?

Akın

Wes Anderson, Gus Van Sant sevdiği yönetmenlerden birkaçı...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.