The Messenger (2009)

Bir asker için bazen savaştan sağ çıkmamak iyi bir çözüm olabilir.Özellikle de hiçbirşey bıraktığın gibi değilse,hiç arkadaşın yoksa yada sana ölen askerlerin ailelerine haber verme gibi ulvi bir görev verdilerse…

Çavuş Montgomery ülkesi adına olumlu şeyler yapmış bir askerdir.Yaşadığı şeyler yüzünden onu anavatana geri yollarlar.Çok şey yaşadığı söylenilen bu eleman tüm bu anlatılanlara rağmen istifini bozmayan,konuşmayı pek sevmeyen ve emirlere sadık bir asker profili çizmektedir.
Komutanı da Montgomery’nin bu durumunun farkındadır ve onda ayrı bir cevher olduğunu düşünmektedir.Ayrıca onu hemen tekrar sıcak temasın olduğu bölgelere de yaklaştırmak istememektedir.Bu yüzden Montgomery’yi her askerin kaldıramayacağı keskin kuralları olan taziye erliğine atar.İnsanın en hassas olduğu konulardan birinde bir ruhsuz gibi davranması gereken Montgomery’ye bu konuda albay Stone yardımcı olacak ve beraber ölen askerlerin evlerine acı dolu ziyaretlerde bulunacaklardır.
Savaş karşıtı bir filmi daha devirmiş bulunmaktayız.Film türdaşlarının aksine sadece savaşın artıklarına odaklanmakla birlikte tek bir tane bile savaş sahnesi bulunmayan bir savaş filmi özelliği de taşıyor.Savaşın sadece cephede değil cephedeki yakınını bekleyenlerin de savaşı olduğunu vurgulaması güzel bir detay olarak göze çarpıyor.
İzlenebirliğe gelirsek aslında savaş filmi etiketinin hakkını vermese de konuyu ele alış biçimi filmi kurtaran etkenlerden biri.Diğer etken ise askerlerin ruh hali ki bu etken her savaş filminde tutan ve neredeyse hepsinde kullanılan belki de kullanılması zorunlu denebilecek bir özellik.Bunun da varlığının filme katkısı göz ardı edilemez.

Oyunculardan Ben Foster’a özel bir sempatim olduğunu söylemeliyim.Belki de mimiklerinin Kevin Spacey’ye çok fazla benzemesi bu düşüncemi tetikleyen unsurdur.Onun yaş grubunda olan Ryan Gosling,Joseph Gordon Levitt kadar isminin anılmaması da özel bir sempati duymama nedendir belki bilmiyorum.Ama her açıdan bu filmde eğer Ben Foster ve pek sevmesem de Woody Harrelson iyi oynamasalardı gerçekten çok kötü bir film olurdu.
Sonuç olarak aynı konuyu farklı bir bakış açısıyla anlatsa da türün örneklerinden kendini sıyıramadığı için film hakkında “aynı bokun laciverti” terimini kullanmamızda bir sakınca görmüyorum.
Resmi Web Sitesi
IMDB Sayfası
Fragman
- Benzer Yazılar
- Vals Im Bashir/Beşir’le Vals (2008) İnsan hatırlamak istese de bir gece önceki gördüğü rüya aklından...
- Nefes:Vatan Sağolsun (2009) Hakan Evrensel’in Güneydoğu’dan Öyküler adlı kitabından beyazperdeye uyarlanan filmin yönetmenliğini...
- Joyeux Noël/Ateşkes (2005) I.Dünya Savaşı’na “Centilmenler Savaşı” da denmesinin nedeni savaş esnasında gelişen...
- Uzak İhtimal (2009) Yeni mezun Musa, Ankara’dan İstanbul Galata’daki bir camiye müezzin olarak...
- The Soloist (2009) Müzik yoluna akıl sağlığını kaybedip sokaklarda yaşayan Nathaniel Ayers ve...
08 Oca 2010 Yusuf
The Last House On The Left/Soldaki Son Ev (1972)





Yazı için teşekkürler. 2009′un izleyemediğim filmlerinden. Çok da merak ediyorum. Bluray falan çıksa da izlesek bir an önce.. :)