Blade Runner 2049: Bıçak Sırtı | Analiz

Ridley Scott’ın yönetmenliğinde 35 sene önce başlayan Blade Runner hikayesine
Rick Deckard karakteriyle can veren Harrison Ford, 35 sene sonra yeni nesil kopya K. ile görevi Ryan Gosling’e devretmiş durumda.

İlk olarak Tyrell şirketinin köle işçi olarak ürettiği replicantlar (kopyalar) zaman içerisinde birçok isyana ve aşırılığa sebep olmasıyla replicantlar ilk önce yasaklanır ve akabinde Tyrell şirketinin çöküşü başlar ve bu noktada daha yenilikçi yaklaşımlarıyla Wallace şirketi Tyrell’i bünyesine katar ve yeni nesil daha sadık kopyalar yaratarak egemen güç haline gelir. Var olan ilk jenerasyon kopyaların ise hayatta kalanların bir kısmı imha edilirken, kaçanların bir kısmı da Blade Runner’lar tarafından avlanmaya devam ediyor.

Avın veya avcının özünde aynı olduğu bu düzende Dedektif K. rutin bir devriye esnasında ilk jenerasyon bir kopyaya rastlar ve onu imha ederken önemli bir delile rastlar. Deliller yıllardır gerçek bir insan doğumun olmadığı bu dünyada 2021 yılında bir bebeğin doğduğuna işaret etmektedir. K. bir kopya olmasına rağmen kendisi için tasarlanmış çocukluk hayalleriyle örtüşen bu doğum tarihi rastlantısını derinlemesine araştırmaya karar verir. Her bulunan bir parça insanlık tarihi adına büyük önem teşkil etse de mevcut düzen için de bir o kadar tehdit olacaktır.

Mekan, Atmosfer ve Fütürizm

Bu tür fütüristik filmler prodüksiyonun parasal ve yönetmenin hayal gücüyle birleştiğinde geri planda mükemmel bir görselliği de beraberinde getiriyor.

İlk filmi izleyenler için bazı noktalar tanıdık gelecektir ancak filmdeki hologram arkadaş hizmeti, hologramlarla kopyaların senkronize olabilmesi, tabletlerle hazırlanan jöle kıvamında yemekler, bir lokasyonun aynı anda Rusça, İngilizce, Arapça ve Korece gibi birçok dünya dilinin konuşulacak kadar kozmopolit bir yere dönüşmesi, hayal organizasyonları, kopyaların yetişkin bir şekilde doğması. Bununla birlikte zamanın getirisi olarak post-apokaliptik havayı yeterince solumadığımızı da belirtmek lazım.

Bununla birlikte her ne kadar film için reklam anlamına gelse de Johnny Walker’ın 2049 yılında da favori içkilerden biri olması, 1960’lı yılların popüler sanatçılarının hala hologramlarla dinlenmesi (Frank Sinatra, Elvis Presley), yemekler ne kadar başka bir boyuta geçse de kahve içme alışkanlığının devam etmesi nostaljiden ve alışkanlıklarımızdan kolay ayrılamadığımızın göstergesi olarak göze çarpıyor.

2049’ta herhangi bir gece kulübünün olmaması ve hatta o çağın müziği diyebileceğimiz herhangi bir tınıya da yer verilmemesi karanlık denilecek bir çağda sanatın da biteceği noktasından verilen güzel detaylardan biriydi.

2019’dan 2049’a

1982 yapımı film 2019 yılında geçiyordu ve 2017 yapımı film ise 2049 yılında geçiyor. Filmi merak eden herkesin aklındaki en önemli sorulardan biri aradaki zaman diliminde ne oldu, ne yaşandı veya nasıl geçti ? Yönetmen Denis Villeneuve bu film için ne kadar önemli olduğunu ara zaman dilimleri hakkında yaptığı kısa filmlerle tekrar ispatlıyor.

Black Out 2022

Nexus Dawn 2036

Nowhere to Run 2048

3D Mevzusu

Yıllardır sinema sektörü izleyiciye 3D dayatmaktan bıkmadı. Büyük şehirlerde izleyiciler alternatifler bulabiliyor ancak bizim gibi küçük kentlerde yaşayanların bulunduğu lokasyondaki sinemalara seyircilerin merakla beklediği filmler 3 boyutlu olarak geldiğinde hayal kırıklığı oluyor. Hatta birçoğu bu sebepten filmleri sinemada izlemiyor, yapımcı – dağıtımcı kanadı da potansiyel cirodan kayıp yaşıyorlar. Ya bütün sinemalara opsiyonel olarak 2D versiyonunu da gönderin ya da hiç 3D göndermeyin. Neredeyse tüm salonların dijitale döndüğü ülkede çok da zor olmasa gerek. Salon planlaması ya da ayrı bordro hazırlamak da çok vakit alacak işler değil.

Çünkü 3D izlediğimiz için ekstra bir hava – ambiyans yaşamadığımız gibi, Blade Runner gibi türdeşlerine göre uzun olan bir filmde ekstra dikkat dağınıklığına sebep olabiliyor. Sinemayı yakından takip eden sağlam izleyicilere sorun, Avatar ve Pi’nin Yaşamı haricinde izlediği herhangi bir 3D film için “bunu iyi ki 3D izlemişim” dedikleri bir yapım var mı ?

İlk Filmi İzlemeyenler İçin Blade Runner Nedir ?

Sansürlenen Sahneler

Sinemada bir filmi sansürlü versiyonunu izleme şerefine de nail olduk sonunda. Kesilen birçok sahnenin varlığının yanında bazı sahneleri kesmeme adına (lütfetmişler) ana karakterlerin zoomlanmış dar planda görüntülerini izleme durumunda kaldık. Sansürlü izlemek istesek televizyona karşısına oturup “TV’de ilk kez” goygoyuna kendimizi teslim ederdik.

Yani bu filme sansür uygulayan Sony Dağıtım’ın Universal’dan biraz bir şeyler öğrenmesi gerekiyor. Adamlar “Elli Ton” serisini olduğu gibi yayınlarken Türkiye’ye Orta Doğu kopyasını göndermek de ne oluyor ! Hadi gönderdin kopyayı diyelim. Sony Türkiye’nin pazarlama departmanından kimse bu konuda bilgilendirilmedi mi ? Ya da bilgilendirilip böyle de izlerler mi dendi ?

Onun yerine şu dendi: “Bazı bölgelerde, yerel kültüre saygı sebebiyle değiştirilmiş versiyonlar gösterime girebilir.”

Sinema seyircisini gruplamaktan hazzetmem ancak bu tür filmlere giden sinema seyircisinin algısı daha açık, belirli bir kültür düzeyinin üstünde, sinemayı bütün olarak gören ve seven bir kitle olduğu gerçeğini daha sonra benzeri başka bir yapımda da atlarsanız eğer ciddi bir şekilde boykota uğramanız kaçınılmaz olacaktır.

ÖZET

Hollywood’un Nuri Bilge’si Denis Villeneuve’nin şiirsel çalışması, Ryan Gosling’in her zamanki çıtayı aşan oyunculuğuyla birlikte Blade Runner 2049 için son dönemlerin en başarılı bilimkurgu filmi demek yanlış olmaz. Vizyondan çıkıp biraz vakit geçtikten sonra IMDB Top 250 arasına gireceğinden hiç şüphem yok. İlk filmi izlemeseniz dahi üstteki doneler size ikinci film için yetecektir. Keyifli seyirler…

Yusuf Ünal

Siteyi kurdu, besledi, büyüttü ve siteyle büyüdü. Şu an site 9, o da 29 yaşında.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir