Ay Işığı | 2016

Eskiden gecenin bir yarısıymış, yarın iş güç varmış demeden oturup Oscar ödüllerini izlerdim. Bu filme 3 dalda Oscar verildiğini öğrenince de iyi ki bırakmışım diyorum.

İnsanlar o kadar diplomat kılıklı, o kadar içten pazarlıklı ki artık bunu hayatın her alanında gördüğümüz gibi böylesine büyük ödül törenlerinde de görüyoruz. Şimdi bana bu filmin üç Oscar’ı neden hak ettiğini dilediğince uzunca yazabilir. Öğrenmek istiyorum çünkü.

Toplumsal baskıyı ve ergen zorbalığını işlemesi mi ? Yoksa siyahi bir eşcinselin zaman tünelini mi göstermesi ? Yoksa eski usül filmi üç hikayeyi bölüp anlatması mı ?

Pardon kardeşim de bu tür filmler her yıl dünyada birden fazla farklı ülkelerce çekilen filmler. Toplumsal duyarlılık güzel bir şey ancak duyarlı olacağız diye de kaypak olacak değiliz. Bu kadar diplomatik olunmaz ki ! Filmde siyahiler var, bir de eşcinsel. Bir de Müslüman var başrolde. Amerika bakış açısına üç mağdur unsura üç Oscar ile bu sene de toplumsal vazifemizi yerine getirdik.

Şimdi diyeceksiniz ki sanane kardeşim Oscar adamların kendi ödül töreni istediğine verir ödülü. Ama o iş öyle değil işte. Sen Amerika’a film çek, bize buralarda izlet, Papua Yeni Gine’de izlet, Zanzibar’da izlet. Yaptığın her filmde dünyanın her yerinden haslat topla. Sonra bu filmlerden oluşan seçkilerde, ödül törenlerinde kişisel ortak beğenileri hiç sallamadan daha lokal düşünerek ödül dağıt. Ondan sonra Make America Great Again… He babam he tontişim he…

Biraz filmden bahsedelim. Little, Chiron ve Black adlı üç bölümden oluşan film Amerikan gettolarında büyüyen bir içine kapanık siyahi bir çocuğun çocukluktan yetişkinliğe hayatını konu ediniyor. Kendini anlamaya çalışmaktan, keşfetmeye giden yolculuk boyunca hayatta sille tokattan başka bir şey görmeyen bu siyah çocuğun yıllar içerisinde geçirdiği başkalaşım ise oldukça dikkat çekici.

Şu konuda yanlış anlaşılmak istemem. İçinde sağlam bir hikayesi ve iyi bir anlatıcısı olan filmleri severim. Bu anlamda film için asla kötü bir film diyemem ancak fark yaratan bir anlatımı, sizi sürükleyip esir alan bir konusu ya da kurgusu yok. Yani benim kızgınlığım insanları göz göre göre kandırmaları. Bir şeyi çok iyi diye pazarlıyorsan en azından iyi olması lazım. Vasat ya da fena değilmiş demememiz lazım. Bu filmi de 3 Oscar aldı diyerek pazarladılar. Sonuç ise özetle şu;

Farklı toplumsal tabulardan güç alan ve beslenen bir filmin daha güçlü bir anlatımı olması lazımdı. Yoksa o değerleri önemsediğin için film çektiğini değil, onları sömürmek için kullandığını düşünüyoruz.

Belki biraz sert bir yazı oldu ancak sömürülerden beslenmeye tahammül yok diyelim ve geçelim.

Yusuf Ünal

Siteyi kurdu, besledi, büyüttü ve siteyle büyüdü. Şu an site 9, o da 29 yaşında.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir