Adım Akın. 1988 İstanbul / Bakırköy doğumluyum. Endüstri Meslek Lisesi Motor bölümünden mezun oldum. Bu iş kolunu öyle aman aman sevmiyordum ama yine de iyi kazancım olur diye yüksekokulda Otomotiv okumak istiyordum. İlk altı tercihimde Otomotiv vardı ama ÖSYM beni, yedinci tercihim olan Makine bölümüne yerleştirdi. Sonra, hayatımın en güzel iki yılını geçirdim Kırklareli’nde. “E o kadar okuduk, bari mühendisliğe geçiş yapalım” diyerek DGS’ye girdim ama son dönemimde iki tane zayıf getirip yüksekokulu uzatınca sınavım da geçersiz sayılmıştır herhalde. Sonucu öyle veya böyle öğrenemedim çünkü.

Ardından gelen bir yılda debriyaj üreten bir fabrikanın kalite kontrol bölümünde müşteriden gelen arızalı mallarla ilgilendim. Debriyajdı, baskıydı, diskti uğraştım durdum. Bir ara uygulamacı varoluşçu felsefeyle ilgilendim. Uygulamakta zorlanıyordum ama yine de bir yıldan fazla süredir devam ettim. Yıllardır asıl yapmak istediğim şeyin sinemacılık olduğuna karar verdim ve “Bu işin okulunu okumalıyım!” dedim. ÖSS’de sözelde ortalama bir başarı göstererek Radyo ve TV. Programcılığı bölümüne yerleştim. Bu yıl okuldaki ilk senem.

Sinemaya olan ilgim babamın televizyon kumandasına gösterdiği yakınlıkla doğru orantılı olarak gelişmiştir. Babam film izlemeyi çok severdi ve birlikte izlediğimiz filmlerin çoğunu hatırlarım; sağlam filmler izlerdi (“Küçükken izlemiştim” cümlesi Hakan’ı gülümsetecektir.) Fakat babam sonradan kayışı kopardı. Şimdilerde kadın programları, Yemekteyiz’i falan izliyor.

Küçükken korku ve aksiyon filmlerine bayılırdım. Sonraları eli yüzü düzgün aksiyonlar, hani Amerikan filmleri falan izlemeye başladım. B filmlerden A sınıfı ana akım işler seyretmeye başladım yani. Önceleri film izlerken oyuncu kadrosuna dikkat ederdim. Bunun yerini zamanla yönetmenler aldı. Sırf oyuncusu yüzünden izlediğim filmler elbette var ama bir filmi alırken ya da sinemaya giderken ilk dikkat ettiğim şey yönetmenidir.

Orta okuldan lise ikiye kadar aktör olmayı düşlemişimdir, felaket utangaç birisi olmama rağmen. Ayna karşısında ya da evde yalnız olduğum zamanlarda kendi kendime yaptığım alıştırmalarda anladım ki benden Şener Şen, Haluk Bilginer ya da Tom Hanks falan olmayacak. Ben de “Bu işe bulaşacaksam yönetmenlik yapmalıyım ya da kendime bir bakkal açmalıyım!” dedim. Neden böyle düşündüğümü bilmiyorum ama tam olarak böyle düşündüğümü çok iyi hatırlıyorum. Sonra gazetelerin tv’de bugün, eleştiri ve sinema köşelerini daha da dikkatlice takip etmeye, düzenli olarak Sinema Dergisi okumaya başladım. Hala da okuyorum. Sinema Dergisi bana çok şeyler katmıştır.

Günün birinde Yusuf’un bloguna, ilk5’e yaptığı bir yorum sayesinde girdim. Baktım, bir sürü sinema yazısı var, çoğu da sevdiğim filmler, takip etmeye, yorumlar yapmaya başladım ben de. Sinemayla ilgiliydim ama yazdığım eleştiriler muğla sözlük’teki üç beş satırlık entry’leri geçmiyordu. “Bir yerden başlamak lazım” dedim ve yeni açtığım blogumda sinema ağırlıklı şeyler yazmaya başladım. Ve bir gün güzel, seksi, yakışıklı, karizmatik insan Yusuf’tan mail geldi. “Abi, gel benim sitede de yaz… Abi, gel istediğin gibi yaz… İstersen günlük olarak kullan… İstersen hiç yazma ama yeter ki gel abi” falan deyip duruyor, para teklif ediyordu. Ben de “Paranın bir önemi yok” diyerek boş mukaveleye imza attım ve 18 Mayıs 2008’de, sinemabed.com’da yazmaya başladım.Yazdıkça izlerken rahatlıkla fark etmediğim ya da üzerinde durmazsam sonradan unutacağım şeyleri hatırladığımı fark ettim ve naçizane eleştiriler yazmaya devam ettim.

Şimdilerde işten ve okuldan vakit buldukça film izlemeye, eleştiriler yazmaya çalışıyorum.
Gus Van Sant, Paul Thomas Anderson, Alfonso Cuaron, Wong Kar Wai, Kim Ki Duk, Kim Ji Woon, Zeki Demirkubuz, Dagur Kari sevdiğim yönetmenler arasında.

Bana ulaşmak için ; www.ddarko[at]hotmail[nokta]com

Yazdığım Tüm Yazılar
Kişisel Sitem